sonerk
09-26-2007, 06:39 AM
1) Gerinme performansı arttırır.
Tipik bir genelleme. Önemli olan ne zaman kasların, liflerin vs. gerildikleri. Bugün bile hâlâ doğru gerinme teknikleri konusunda tartışılıyor, kesin olan birşey varsa o da gerinmenin mutlaka fiziksel etkinlikten sonra yapılması gerektiği. Antrenman ya da yarış öncesinde gerinme hem gereksiz, hem de kasları boşuna yorduğu için gücü düşürücü bir etkiye sahip. Antrenman veya yarış sonrasında ise gerinme kesinlikle elzem, çünkü kasların toparlanmasını hızlandırıyor.
2) Mukavemet sporunda herkes en tepeye ulaşabilir, yeter ki iyi çalışsın.
Bu da maalesef doğru değil, eninde sonunda her çalışan genlerinin sınırlarına ulaşıp kalıyor. Bazılarımız düzenli idman sonucu yağlanmış makine gibi giderken diğerleri ne kadar çalışsalar da çalışsınlar hedeflerine ulaşamıyorlar. Yani evet, bazılarımızın genleri dünya şampiyonu olmaya uygun değil, dolayısıyla hiçbir zaman dünya şampiyonu olamayacağız.
3) Hızlı ve fazla terleyen yeteri kadar antrenmanlı değil.
Tamamen boş bir genelleme. Terleme herkes için değişen bir unsur, herkesin vücudu kendi ısısını sabit tutma yönünde farklı bir yön izliyor. Çok terlemek ile antrenmanlı olmak arasında doğrudan bir bağlantı yok.
4) Maçtan önce cinsel ilişki performansı düşürüyor.
Bu da özellikle yıllardır futbolda tartışılan bir konudur. Fakat bugüne kadar bu konuda yapılmış bilumum araştırmalar gösteriyor ki testosteron seviyesi yüksek olan sporcular hem daha rahatlar, hem de daha mücadeleci.
5) Belirli kaslar hedeflenerek çalışma bu yörelerde yağ yakılmasını sağlar.
Özellikle televizyonlarda ne idüğü belirsiz bir takım aletlerin satılması için en çok kullanılan bahane budur. Karnınızı çalıştırın, göbeğiniz incelsin, poponuzu çalıştırın, poponuz incelsin… Bu düşünce de elbette yanlış. Vücut yağ oranını düşürdüğü zaman bu durum bütün vücut üzerinden gerçekleşir, belirli yörelerden değil. Sadece bazı istisnaî bölgelerde yağları eritmek daha zor olabilir, örneğin ince belli ama basenleri geniş bir bayana bu konuda danışabilirsiniz.
6) Âdet günlerinde spor yapılmaz.
Bütün araştırmalar gösteriyor ki âdet günleri esnasında yapılan spor ağrıları dindirici, kan deverânını arttırıcı ve kaslardaki krampları giderici, uzun lafın kısası daha rahat bir âdet dönemi geçirmeyi mümkün kılan etkilere sahip.
7) Yeni aldığım yağ oranını gösteren tartıya göre….
Yağ oranını gösteren tartılar son yıllarda oldukça fazla rağbet görüyorlar. Vücudun içinden hafif bir elektrik akımı yollayan ve direnci ölçen bu tartılar kasların elektriğe düşük, yağ hücrelerinin ise yüksek direnç göstermeleri üzerinden yağ oranını hesaplıyorlar. Ancak burada birincisi vücuttaki su oranının rolü göz ardı ediliyor, ikincisi tartılar bacaktan bele kadar olan bölgeyi ölçüyorlar. Oysa ince bacaklı birinin yağ oranının düşük olması gerekmiyor.
8) Basketbolcular için aletli jimnastik vs. gibi sporların manası yok.
Bu da tamamen yanlış bir düşünce. Tam tersine aletli jimnastik, çeşitli halter çalışmaları başarılı bir antrenman planının bir parçası olmak zorunda, ki dengesiz kas gelişimi önlensin. Bu kadar çok basketbolcunun diz veya bel ağrısı çektiği bir dünyada kasların eklemleri kavrayıcı ve destekleyici rolü yadsınamaz. Dolayısıyla haftada en az 1-2 defa spor salonuna gitmek son derece faydalı.
9) Özel spor besini olmadan olmaz.
Elbette antremanlarda alınan gofretler, jeller vs. son derece avantajlılar. Her şeyden önce pratikler, ne şekilde besleneceğimiz konusunda fazla kafa yormamamızı sağlıyorlar, çünkü beslenme uzmanları bunu bizim için yapıyor. Ama bir muz veya elma, kek ya da elma suyu-maden suyu karışımı ile sporcuların çok büyük bir çoğunluğu antrenman ve maç esnasında rahatça beslenme dengesini koruyabilirler.
10) Bacakları tıraş etmek hızlı yapar...
Elbette alakası bile yok. Bacaklara verilen güç bacaktaki kıl oranına bakmıyor sonuçta. Bacakları tıraş iki nedenden ötürü yapılıyor, birincisi özellikle profesyonelleri ilgilendiren masaj nedeni. Haliyle tıraşlanmış kaslara masaj yapmak daha kolay. İkincisi yaralanmalarda yaranın iyileşmesi, enfeksiyon kapmaması tıraşlanmış bir haldeyken daha kolay.
11) Elektrikli kas çalıştırması, oturarak idman.
Bu da genelde televizyonlarda pazarlanmaya çalışılan ürünlerin tanıtım filmlerinden alınan bir yorum. Elbette böyle birşey yok. Kaslara elektrik verilmesi ve kasların titremesi ile metabolizma vs. çalışmıyor. Dolayısıyla elektrikli kas titreten aletler dinlenme vs. için işe yarıyorlar, ama gerçek bir antrenmanla uzaktan yakından alâkaları yok.
12) Yağ yakım aralığında çalışan daha fazla yağ yakar, daha çabuk kilo verir.
Bu yorum herhalde spor tarihinin en yanlış ve tek taraflı yorumlarından biri. Yağ yakım aralığı diye tasvir edilen aralıkta kaslar enerjilerini oransal olarak yağ yakarak sağlamaya alışıyorlar, bu mukavemet sporcularının uzun süre dayanmaları için gerekli ve antrenmanla vücudun alıştırılması gereken bir durum. Ancak bunun kilo vermekle hiçbir alâkası yok. Kilo vermek için tek bir hesap var: Ne kadar çok kalori yakılırsa o kadar fazla kilo verilir, yağ ya da karbonhidrat fark etmez. Yani kilo vermek isteyen yağ yakım aralığı gibi terânelere takılmadan vücudunun giren kaloriden fazla kalori yakmak zorunda, başka yol yok.
13) No Pain – No Gain, sert antrenman...
Özellikle spora yeni başlayanlar sürekli olarak sınırları zorlamadıkça birşeyler elde edemeyeceklerini sanırlar. Halbuki vücut asıl gelişmeyi dinlenirken yapar, yani kaslarımızın kendini geliştirmesi dinlenme esnasında olur. Dolayısıyla sürekli olarak sınırda, devamlı olarak kendimizi zorlayarak yaptığımız bir antrenmanın hiçbir faydası yok, tam tersine zararı çok. Yeterli dinlenme ve antrenman esnasinda vücudu dinleme çok dikkat edilmesi gereken noktalar.
14) Kasların acıması verimli antrenman göstergesidir
Bu da elbette son derece eksik bir yaklaşım. Kasların antrenman sonrası krampla karşılaşması, acımaları gereksiz yere sağlıklı antrenman sınırının aşıldığını, yeteri kadar gelişmemiş bir kasın yok yere zorlandığına işarettir. Dolayısıyla arada sırada belki bu tarz durumlarla karşılaşılabilir, yeterli bir dinlenme sürecinden sonra kaslar bu yeni zorlamaya uyum sağlarlar, ancak sürekli olarak “kaslarımı acıtacağım” diye çalışma tamamen yanlıştır.
15) Spor ve alkol bir arada olmaz.
Elbette bu tarz genellemelerde dikkatli olmak gerek. Alkol hücreler için bir zehir, ama alkol alımının (özellikle bira) spor açısından yararlı etkileri olduğu da bilinen bir gerçek. Her konuda olduğu gibi burada da ölçüyü bilmek, kantarın topuzunu kaçırmamak gerekli.
16) Tuz tansiyonu yükseltir.
Elbette kâğıt üzerinde bu durum böyle. Öte yandan sağlıklı sporcular için o kadar da korkulacak bir durum yok. Özellikle bol terlenen mukavemet sporlarında elektrolit dengesini korumak için tuz alımı önemli bir nokta. Yalnız müzmin yüksek tansiyon hastaları haliyle dikkatli olmalılar.
17) Azamî nabız yaş ile alakalıdır.
Azamî nabız konusu son derece geniş bir konu. Yani en kısa ve harc-ı âlem formül olarak bilinen 220-yaş formülü maalesef belirli bir seviyenin üzerinde antrenman hedefleyenler için yeterli değil. Azamî nabız elbette yaş ilerledikçe düşüyor ancak bu genelgeçer kural dışında tamamen kişisel, vücuttan vücuda, kişiden kişiye değişen ve herkesin kendi belirlemesi gereken bir değer. Haliyle düşük nabzım var diye sevinmek, nabzımı acayip yükseltebiliyorum diye mutlu olmak manasız.
18) Ne kadar çok çalışılırsa, bağışıklık sistemi de o derece güçlenir.
Herhalde bu yüzden profesyonel sporda bu kadar çok hasta olan adam var. Boş vakit sporcuları üzerinde yapılan araştırmaların gösterdiği bir gerçek var: Haftada 80km’nin üzerinde bir antrenman sonucunda antrenmanın bağışıklık sistemine olumlu olan etkisi olumsuz hale geliyor ve sürekli olarak vücudu dinlendirme ve “tamir etmekle” meşgul olan metabolizma bağışıklık sisteminin güçsüz düşmesine yol açıyor.
19) Nabzım hemen yükseliyor, antrenmansızım.
Yukarıda nabız konusuna değindik. Elbette genelgeçer bir şekilde söylenebilir ki idmanlı bir metabolizma belirli fiziksel aktiviteleri nispeten düşük nabızlarda halledebilir. Ancak bu genel kuralın ötesinde yukarıda da belirttiğimiz gibi nabız tamamen kişisel bir değerdir, her sporcuda farklıdır.
20) Magnezyum kramp girmesini önler.
Bu da sadece bir yere kadar doğru olan bir değerlendirme, çünkü magnezyum herşeyden önce dinlenme esnasında ileride kramp girmesini önleyen, ancak antrenman ya da yarış esnasında doğrudan işe yaramayan bir madde. Tam tersine yarış esnasında alınan yüksek dozda magnezyum mide ve bağırsak sorunlarına yol açabiliyor. Yarış esnasında kramplar birincisi fazla zorlamaya, ikincisi magnezyumdan ziyade natriyum eksikliğine işaretler. Dolayısıyla alınan sıvıya bir çay kaşığı tuz atmak faydalı.
21) Sporcular her şeyden önce karbonhidrat yemeliler.
Bu da yanlış genellemelerden biri. Sporcuların ihtiyacı olan şey karbonhidrattan ziyâde dengeli beslenme, ki bu da %65 karbonhidrat, %20 protein ve %15 mümkün olduğunca kaliteli yağ demek. Ancak bu şekilde genel olarak vücudun sağlıklı bir besin dengesine ulaşması mümkün. Elbette antreman ve maç esnasında durum farklı, burada doğrudan karbonhidratlara ihtiyaç duyuluyor.
22) Karnitin yağ yakımını arttırır.
Ama sadece yağ yakacak kadar çalışırsak. Karnitin yağ hücreleri için bir taşıma aracı. Normalde vücut kendi karnitinini kendi üretiyor, besin üzerinden alınan karnitin sadece 1-2 gram gibi ölçülerde ve yine sadece yoğun bir antrenman çerçevesinde mantıklı. Yani yağ yakıyorum diye sahil bisikletçisinin karnitin almasının hiçbir manası yok.
23) Kahve iyi-kötü.
Kahve konusunda her yöne çekilebilen genellemeler mevcut. Kahvenin idrar oranını arttırıp vücutta sıvı kaybına neden olduğu da son yıllarda aksi kanıtlanan bir hurâfe. Bu arada 2004 yılında kahve doping listesinden çıkarıldı, daha önce içindeki kafeinin uyarıcı özelliği nedeniyle belirli bir seviyenin üzerinde kahve listedeydi. Ayrıca kahve tiryâkisi olmanın hiçbir getirisi yok, vücut bir süre sonra kahve ile alınan kafeine uyum sağlayıp tepki vermemeye başlıyor.
24) Maçtan bir akşam önce karbonhidratları mümkün olduğunca fazla almak gerek.
Maçtan bir akşam önce karbonhidrat derdine düşen sporcu zaten fazlasıyla geç kalmış demektir. Bunun yanında çatlayıncaya kadar yemiş bir halde uyumanın zorlukları da var. Kasları ve glikojen depolarını doldurma süreci yarıştan haftalar önce veya belirli perhizler kapsamında bir hafta önce başlamalı.
Faydalanılan Kaynak: Mountainbike Magazin, 08/05
-- ALINTIDIR --
Tipik bir genelleme. Önemli olan ne zaman kasların, liflerin vs. gerildikleri. Bugün bile hâlâ doğru gerinme teknikleri konusunda tartışılıyor, kesin olan birşey varsa o da gerinmenin mutlaka fiziksel etkinlikten sonra yapılması gerektiği. Antrenman ya da yarış öncesinde gerinme hem gereksiz, hem de kasları boşuna yorduğu için gücü düşürücü bir etkiye sahip. Antrenman veya yarış sonrasında ise gerinme kesinlikle elzem, çünkü kasların toparlanmasını hızlandırıyor.
2) Mukavemet sporunda herkes en tepeye ulaşabilir, yeter ki iyi çalışsın.
Bu da maalesef doğru değil, eninde sonunda her çalışan genlerinin sınırlarına ulaşıp kalıyor. Bazılarımız düzenli idman sonucu yağlanmış makine gibi giderken diğerleri ne kadar çalışsalar da çalışsınlar hedeflerine ulaşamıyorlar. Yani evet, bazılarımızın genleri dünya şampiyonu olmaya uygun değil, dolayısıyla hiçbir zaman dünya şampiyonu olamayacağız.
3) Hızlı ve fazla terleyen yeteri kadar antrenmanlı değil.
Tamamen boş bir genelleme. Terleme herkes için değişen bir unsur, herkesin vücudu kendi ısısını sabit tutma yönünde farklı bir yön izliyor. Çok terlemek ile antrenmanlı olmak arasında doğrudan bir bağlantı yok.
4) Maçtan önce cinsel ilişki performansı düşürüyor.
Bu da özellikle yıllardır futbolda tartışılan bir konudur. Fakat bugüne kadar bu konuda yapılmış bilumum araştırmalar gösteriyor ki testosteron seviyesi yüksek olan sporcular hem daha rahatlar, hem de daha mücadeleci.
5) Belirli kaslar hedeflenerek çalışma bu yörelerde yağ yakılmasını sağlar.
Özellikle televizyonlarda ne idüğü belirsiz bir takım aletlerin satılması için en çok kullanılan bahane budur. Karnınızı çalıştırın, göbeğiniz incelsin, poponuzu çalıştırın, poponuz incelsin… Bu düşünce de elbette yanlış. Vücut yağ oranını düşürdüğü zaman bu durum bütün vücut üzerinden gerçekleşir, belirli yörelerden değil. Sadece bazı istisnaî bölgelerde yağları eritmek daha zor olabilir, örneğin ince belli ama basenleri geniş bir bayana bu konuda danışabilirsiniz.
6) Âdet günlerinde spor yapılmaz.
Bütün araştırmalar gösteriyor ki âdet günleri esnasında yapılan spor ağrıları dindirici, kan deverânını arttırıcı ve kaslardaki krampları giderici, uzun lafın kısası daha rahat bir âdet dönemi geçirmeyi mümkün kılan etkilere sahip.
7) Yeni aldığım yağ oranını gösteren tartıya göre….
Yağ oranını gösteren tartılar son yıllarda oldukça fazla rağbet görüyorlar. Vücudun içinden hafif bir elektrik akımı yollayan ve direnci ölçen bu tartılar kasların elektriğe düşük, yağ hücrelerinin ise yüksek direnç göstermeleri üzerinden yağ oranını hesaplıyorlar. Ancak burada birincisi vücuttaki su oranının rolü göz ardı ediliyor, ikincisi tartılar bacaktan bele kadar olan bölgeyi ölçüyorlar. Oysa ince bacaklı birinin yağ oranının düşük olması gerekmiyor.
8) Basketbolcular için aletli jimnastik vs. gibi sporların manası yok.
Bu da tamamen yanlış bir düşünce. Tam tersine aletli jimnastik, çeşitli halter çalışmaları başarılı bir antrenman planının bir parçası olmak zorunda, ki dengesiz kas gelişimi önlensin. Bu kadar çok basketbolcunun diz veya bel ağrısı çektiği bir dünyada kasların eklemleri kavrayıcı ve destekleyici rolü yadsınamaz. Dolayısıyla haftada en az 1-2 defa spor salonuna gitmek son derece faydalı.
9) Özel spor besini olmadan olmaz.
Elbette antremanlarda alınan gofretler, jeller vs. son derece avantajlılar. Her şeyden önce pratikler, ne şekilde besleneceğimiz konusunda fazla kafa yormamamızı sağlıyorlar, çünkü beslenme uzmanları bunu bizim için yapıyor. Ama bir muz veya elma, kek ya da elma suyu-maden suyu karışımı ile sporcuların çok büyük bir çoğunluğu antrenman ve maç esnasında rahatça beslenme dengesini koruyabilirler.
10) Bacakları tıraş etmek hızlı yapar...
Elbette alakası bile yok. Bacaklara verilen güç bacaktaki kıl oranına bakmıyor sonuçta. Bacakları tıraş iki nedenden ötürü yapılıyor, birincisi özellikle profesyonelleri ilgilendiren masaj nedeni. Haliyle tıraşlanmış kaslara masaj yapmak daha kolay. İkincisi yaralanmalarda yaranın iyileşmesi, enfeksiyon kapmaması tıraşlanmış bir haldeyken daha kolay.
11) Elektrikli kas çalıştırması, oturarak idman.
Bu da genelde televizyonlarda pazarlanmaya çalışılan ürünlerin tanıtım filmlerinden alınan bir yorum. Elbette böyle birşey yok. Kaslara elektrik verilmesi ve kasların titremesi ile metabolizma vs. çalışmıyor. Dolayısıyla elektrikli kas titreten aletler dinlenme vs. için işe yarıyorlar, ama gerçek bir antrenmanla uzaktan yakından alâkaları yok.
12) Yağ yakım aralığında çalışan daha fazla yağ yakar, daha çabuk kilo verir.
Bu yorum herhalde spor tarihinin en yanlış ve tek taraflı yorumlarından biri. Yağ yakım aralığı diye tasvir edilen aralıkta kaslar enerjilerini oransal olarak yağ yakarak sağlamaya alışıyorlar, bu mukavemet sporcularının uzun süre dayanmaları için gerekli ve antrenmanla vücudun alıştırılması gereken bir durum. Ancak bunun kilo vermekle hiçbir alâkası yok. Kilo vermek için tek bir hesap var: Ne kadar çok kalori yakılırsa o kadar fazla kilo verilir, yağ ya da karbonhidrat fark etmez. Yani kilo vermek isteyen yağ yakım aralığı gibi terânelere takılmadan vücudunun giren kaloriden fazla kalori yakmak zorunda, başka yol yok.
13) No Pain – No Gain, sert antrenman...
Özellikle spora yeni başlayanlar sürekli olarak sınırları zorlamadıkça birşeyler elde edemeyeceklerini sanırlar. Halbuki vücut asıl gelişmeyi dinlenirken yapar, yani kaslarımızın kendini geliştirmesi dinlenme esnasında olur. Dolayısıyla sürekli olarak sınırda, devamlı olarak kendimizi zorlayarak yaptığımız bir antrenmanın hiçbir faydası yok, tam tersine zararı çok. Yeterli dinlenme ve antrenman esnasinda vücudu dinleme çok dikkat edilmesi gereken noktalar.
14) Kasların acıması verimli antrenman göstergesidir
Bu da elbette son derece eksik bir yaklaşım. Kasların antrenman sonrası krampla karşılaşması, acımaları gereksiz yere sağlıklı antrenman sınırının aşıldığını, yeteri kadar gelişmemiş bir kasın yok yere zorlandığına işarettir. Dolayısıyla arada sırada belki bu tarz durumlarla karşılaşılabilir, yeterli bir dinlenme sürecinden sonra kaslar bu yeni zorlamaya uyum sağlarlar, ancak sürekli olarak “kaslarımı acıtacağım” diye çalışma tamamen yanlıştır.
15) Spor ve alkol bir arada olmaz.
Elbette bu tarz genellemelerde dikkatli olmak gerek. Alkol hücreler için bir zehir, ama alkol alımının (özellikle bira) spor açısından yararlı etkileri olduğu da bilinen bir gerçek. Her konuda olduğu gibi burada da ölçüyü bilmek, kantarın topuzunu kaçırmamak gerekli.
16) Tuz tansiyonu yükseltir.
Elbette kâğıt üzerinde bu durum böyle. Öte yandan sağlıklı sporcular için o kadar da korkulacak bir durum yok. Özellikle bol terlenen mukavemet sporlarında elektrolit dengesini korumak için tuz alımı önemli bir nokta. Yalnız müzmin yüksek tansiyon hastaları haliyle dikkatli olmalılar.
17) Azamî nabız yaş ile alakalıdır.
Azamî nabız konusu son derece geniş bir konu. Yani en kısa ve harc-ı âlem formül olarak bilinen 220-yaş formülü maalesef belirli bir seviyenin üzerinde antrenman hedefleyenler için yeterli değil. Azamî nabız elbette yaş ilerledikçe düşüyor ancak bu genelgeçer kural dışında tamamen kişisel, vücuttan vücuda, kişiden kişiye değişen ve herkesin kendi belirlemesi gereken bir değer. Haliyle düşük nabzım var diye sevinmek, nabzımı acayip yükseltebiliyorum diye mutlu olmak manasız.
18) Ne kadar çok çalışılırsa, bağışıklık sistemi de o derece güçlenir.
Herhalde bu yüzden profesyonel sporda bu kadar çok hasta olan adam var. Boş vakit sporcuları üzerinde yapılan araştırmaların gösterdiği bir gerçek var: Haftada 80km’nin üzerinde bir antrenman sonucunda antrenmanın bağışıklık sistemine olumlu olan etkisi olumsuz hale geliyor ve sürekli olarak vücudu dinlendirme ve “tamir etmekle” meşgul olan metabolizma bağışıklık sisteminin güçsüz düşmesine yol açıyor.
19) Nabzım hemen yükseliyor, antrenmansızım.
Yukarıda nabız konusuna değindik. Elbette genelgeçer bir şekilde söylenebilir ki idmanlı bir metabolizma belirli fiziksel aktiviteleri nispeten düşük nabızlarda halledebilir. Ancak bu genel kuralın ötesinde yukarıda da belirttiğimiz gibi nabız tamamen kişisel bir değerdir, her sporcuda farklıdır.
20) Magnezyum kramp girmesini önler.
Bu da sadece bir yere kadar doğru olan bir değerlendirme, çünkü magnezyum herşeyden önce dinlenme esnasında ileride kramp girmesini önleyen, ancak antrenman ya da yarış esnasında doğrudan işe yaramayan bir madde. Tam tersine yarış esnasında alınan yüksek dozda magnezyum mide ve bağırsak sorunlarına yol açabiliyor. Yarış esnasında kramplar birincisi fazla zorlamaya, ikincisi magnezyumdan ziyade natriyum eksikliğine işaretler. Dolayısıyla alınan sıvıya bir çay kaşığı tuz atmak faydalı.
21) Sporcular her şeyden önce karbonhidrat yemeliler.
Bu da yanlış genellemelerden biri. Sporcuların ihtiyacı olan şey karbonhidrattan ziyâde dengeli beslenme, ki bu da %65 karbonhidrat, %20 protein ve %15 mümkün olduğunca kaliteli yağ demek. Ancak bu şekilde genel olarak vücudun sağlıklı bir besin dengesine ulaşması mümkün. Elbette antreman ve maç esnasında durum farklı, burada doğrudan karbonhidratlara ihtiyaç duyuluyor.
22) Karnitin yağ yakımını arttırır.
Ama sadece yağ yakacak kadar çalışırsak. Karnitin yağ hücreleri için bir taşıma aracı. Normalde vücut kendi karnitinini kendi üretiyor, besin üzerinden alınan karnitin sadece 1-2 gram gibi ölçülerde ve yine sadece yoğun bir antrenman çerçevesinde mantıklı. Yani yağ yakıyorum diye sahil bisikletçisinin karnitin almasının hiçbir manası yok.
23) Kahve iyi-kötü.
Kahve konusunda her yöne çekilebilen genellemeler mevcut. Kahvenin idrar oranını arttırıp vücutta sıvı kaybına neden olduğu da son yıllarda aksi kanıtlanan bir hurâfe. Bu arada 2004 yılında kahve doping listesinden çıkarıldı, daha önce içindeki kafeinin uyarıcı özelliği nedeniyle belirli bir seviyenin üzerinde kahve listedeydi. Ayrıca kahve tiryâkisi olmanın hiçbir getirisi yok, vücut bir süre sonra kahve ile alınan kafeine uyum sağlayıp tepki vermemeye başlıyor.
24) Maçtan bir akşam önce karbonhidratları mümkün olduğunca fazla almak gerek.
Maçtan bir akşam önce karbonhidrat derdine düşen sporcu zaten fazlasıyla geç kalmış demektir. Bunun yanında çatlayıncaya kadar yemiş bir halde uyumanın zorlukları da var. Kasları ve glikojen depolarını doldurma süreci yarıştan haftalar önce veya belirli perhizler kapsamında bir hafta önce başlamalı.
Faydalanılan Kaynak: Mountainbike Magazin, 08/05
-- ALINTIDIR --