sonerk
09-26-2007, 11:52 PM
Dilimize Fransızca’dan girmiş bir terim: Sürantrene. Gereğinden fazla antrenman yapıp antrenmanın olumlu etkilerinin yitirilmesini, antrenmanın yıkıcı olmaya başlamasını ifade ediyor.
Ağırlıklı olarak dayanıklılık sporunda sürantrene fenomeni mevcut. Bu olgunun bilimsel adı „OTS = Overtraining Syndrome“, son yıllarda buna „UPS = Underperformance Syndrome“ tanımı da eklendi.
Sürantrene olgusunun ya da durumunun nedeni kişinin antrenman seviyesine göre yüksek yoğunlukta çalışma yapması veya antrenman birimleri arasında yeterli dinlenmeyi imkânsız kılacak ölçüde çalışmanın miktarını arttırması. Bu durum önce performans tıkanıklığına, ardından da performansın düşüşüne yol açıyor.
Geçmişte „symphatikoton“ ve „parasymphatikoton“ olarak ikiye ayrılan sürantrene olgusu bugün çoğunluklu olarak „symphatikoton“ ile özdeşleştiriliyor. Bunun nedeni „parasymphatikoton“ sürantrene olgusunun ilk bakışta (klasik sürantrene olgusunu belirlemekte dinlenme nabzı ölçek alındığında) bu şekilde algılanmaması. Örneğin „Parasymphatikoton“ sürantrene durumunda dinlenme nabzı klasik sürantrene bulgusunu teyit edecek şekilde yükselmek yerine daha da düşük çıkabiliyor.
„Symphatikoton“ sürantrene sendromunun tipik göstergeleri yükselen dinlenme nabzı (sabah uyanıldıktan sonraki nabız) ve antrenman ya da yüklenme sonrasında nabzın düşme hızındaki gerileme. Bunun yanında gene dinlenme esnasındaki tansiyon da yüksek çıkabiliyor.
Elbette ana gösterge antrenmanlara devam edilmesine rağmen performans düşüşü yaşanması. Buna ek olarak da ortostatik hipotansiyon (sürekli düşük tansiyon) durumu (örneğin birden ayağa kalkınca gözlerin kararması, mide bulantısı, baş dönmesi gibi durumlar, vücudun bağışıklık sistemindeki zayıflama, kilo kaybı, kadınlarda regl düzensizliği veya regl kanamalarının tamamen kesilmesi, uykusuzluk, depresif ruh hali, iştahsızlık, şevksizlik, geceleri susama, kas ve eklem ağrıları) sürantrene durumunun göstergeleri.
Bunların haricinde antrenman seviyesi ve yoğunluğundan bağımsız olarak kreatin kinaz düzeyinde artış ve idrar maddesi artımı, belirli hormonların (testosteron, kortisol) seviyelerinde değişmeler de daha yakından bakıldığında rastlanan bulgular. Her durumda şunu belirtmek gerekir ki sürantrene olgusunu kesinlikle belirleyen şey laboratuvar parametreleri, belirli kesin niceliksel değerler mevcut değil. Son yapılan araştırmalar aslında sürantrene olgusunun „symphatikoton“ ve „parasymphatikoton“ diye ikiye ayrılmadığını, tam tersine bunun OTS (Overtraining Syndrome) kapsamında bir süreç olduğu biliniyor. Sürantrene sürecinin başlangıcında „sympathikoton“ bulguları var, birkaç hafta içinde önlem alınmazsa, yani antrenman kesilmez veya yoğunluğu azaltılmazsa „parasymphatikoton“ bulguları kendilerini gösteriyorlar. Bu aşamada ilginç olan, çalışmaların gösterdiği başka bir hal: OTS’ nin (Overtraining Syndrome) „parasymphatikoton“ şekli sadece dayanıklılık (yani örneğin dağ bisikleti) sporunda ortaya çıkan UPS (Underperformance Syndrome). Anaerobik sporlarda (örneğin halter) sadece „symphatikoton“ OTS’ye rastlanıyor.
[Only Registered Users Can See Links]
Kısa süreli bir „symphatikoton“ OTS’ ye İngilizcede „Overreaching“ adı veriliyor, ki bu durum bazı antrenman programlarında isteniyor ve bilinçli olarak yapılıyor. Yalnız bu aşamadan sonra yeterli dinlenme dönemi gelmediği ve aynı yoğunlukta antrenmana devam edildiği takdirde „Overreaching“ aşaması OTS’ ye dönüşüyor.
Sürantrene sendromunun bütün hatlarıyla nasıl oluştuğu henüz tam olarak açıklanmış değil. Ancak bugün OTS oluşumunun tek bir nedenden değil, bir etkenler grubundan kaynaklandığı biliniyor. Yani fizyoloji (hayvan ya da bitki, tüm canlılardaki hücre, doku ve organların işleyişini inceleyen bilim dalı), biyokimya (bitki hayvan ve mikroorganizma biçimindeki bütün canlıların yapısında yer alan kimyasal maddeleri ve canlının yaşamı boyunca sürüp giden kimyasal süreçlerini inceleyen bilim dalı), immünoloji (bağışıklık bilimi), neuroendokrinoloji (Sinir sistemi ile iç salgı bezleri arasındaki ilişkileri konu alan bilim dalı) ve psikoloji (ruh bilimi) sahalarına yayılan birden fazla etkenin birleşmesi OTS durumunun ortaya çıkmasını sağlıyor. Yalnız bu etkenleri bir araya getirip de hangi düzende ne zaman OTS’nin kendini gösterdiği, yani OTS’ nin kağıt üzerinde bir formülü henüz bulunmuş değil.
Olası bir neden aminoasit metabolizmasındaki dengesizlik. Aminoasitlerin dengesindeki bozulma, beyinde serotonin oranını yükseltiyor. Bu dengenin bozulmasının nedenlerinden biri, yağ tüketimini arttıran uzun süreli dayanıklılık sporları kapsamında aminoasitlerin kaynak olarak kullanıldığı çok yoğun kas çalışması. Burada soru aslında kısa vadeli kas yorgunluğuna yol açan bu etkenin uzun vadeli sürantrene sendromunun açıklanmasında kullanılıp kullanılamayacağı.
Serotonin merkezi sinir sisteminde karmaşık roller üstleniyor, fizyolojik işlevi açısından ise üç sahada etkili:
1) Serotonin uykuyu düzenliyor ve ruh durumunu düzeltiyor, yani serotonin moral yükseltiyor denilebilir.
2) Merkezi sinir sisteminde serotonin öncelikle hipotalamusta (beynin hormon üretebilen özelleşmiş bir bölgesi) yer alıyor ve burada bazı hormonların oluşumunda etkili. Sürantrene hallerinde LH hormonunda (lütein yapıcı hormon) gerileme gözlemleniyor. Bu durum erkeklerde testosteron üretimini azaltıp testosteron seviyesini düşürüyor, kadınlarda ise regl düzensizliği gibi sonuçlar doğurabiliyor. Hipotalamusta serotonin seviyesinin düşmesi aşırı iştahla sonuçlanabiliyor, dolayısıyla sürantrene durumuna yol açtığı düşünülen fazla serotonin sürantrene durumunun belirtilerinden biri olan iştahsızlığı açıklayabilir.
3) Serotonin yükselmesi monosinaptik refleksleri arttırırken spordaki karmaşık kas hareketlerini düzenleyen polisinaptik refleksleri güçsüz kılıyor.
Serotonin merkezi sinir sistemindeki etkilere benzer etkileri otonom sinir sisteminde de gösteriyor. Serotonin burada simpatikusa (Otonom sinir sisteminin bir bölümü) etki ediyor. Simpatik sinir sistemindeki serotonin yoğunluğunun yükselmesi ile sürantrene durumunda ortaya çıkan yüksek nabzı açıklayabiliriz. Buna ek olarak serotonin simpatik sinir sisteminden noradrenalinin serbest bırakılmasını engelliyor, bu sayede damarlarda genişleme ve dolayısıyla kan dolaşımında değişim ortaya çıkıyor, ki tansiyon değişiklikleri de sürantrene hallerindeki belirtilerden.
Her durumda sürantrene durumunun „tedavisi“ antrenmanı kesmek, antrenman çapını ve yoğunluğunu azaltmaktan geçiyor. İlk günler genel olarak dinlenmeye yönelik olmalı, 30-45 dakikalık, düşük yoğunluklu, metabolizmayı „sakinleştirmeye“ yönelik çalışmalar yapılmalı. Bu çalışmalar mümkünse kas sistemini dinlendirecek yüzme, masaj, germe gibi etkinliklerle desteklenmeli. Ancak bundan sonra tekrar yapıcı bir dayanıklılık antrenmanına başlanabilir. Anaerobik spor dalları icin de bu yol izlenmeli. Sürantrene durumunun ağırlığına göre, „overreaching“ durumu ile OTS belirtilerinin ortaya çıkmasından itibaren bir ya da iki hafta arasında tekrar düzenli bir antrenman sürecine girilebilir. İleri seviyede, yani USP aşamasına geçmiş bir OTS durumunda ise vücudun toparlanması haftalar (yerine göre aylar) sürebiliyor, ki bu durum profesyonel bir sporcunun kariyerinde yerine göre ciddi bir geri adım demek. Dolayısıyla sürantrene durumunu gösteren belirtileri takip etmek, yeri geldiğinde erken teşhis ile doğru adımları atmak çok önemli.
Kaynak: Dr. Kurt Moosburger'in 2004 yılındaki çalışması: Sürantrene Sendromu
Ağırlıklı olarak dayanıklılık sporunda sürantrene fenomeni mevcut. Bu olgunun bilimsel adı „OTS = Overtraining Syndrome“, son yıllarda buna „UPS = Underperformance Syndrome“ tanımı da eklendi.
Sürantrene olgusunun ya da durumunun nedeni kişinin antrenman seviyesine göre yüksek yoğunlukta çalışma yapması veya antrenman birimleri arasında yeterli dinlenmeyi imkânsız kılacak ölçüde çalışmanın miktarını arttırması. Bu durum önce performans tıkanıklığına, ardından da performansın düşüşüne yol açıyor.
Geçmişte „symphatikoton“ ve „parasymphatikoton“ olarak ikiye ayrılan sürantrene olgusu bugün çoğunluklu olarak „symphatikoton“ ile özdeşleştiriliyor. Bunun nedeni „parasymphatikoton“ sürantrene olgusunun ilk bakışta (klasik sürantrene olgusunu belirlemekte dinlenme nabzı ölçek alındığında) bu şekilde algılanmaması. Örneğin „Parasymphatikoton“ sürantrene durumunda dinlenme nabzı klasik sürantrene bulgusunu teyit edecek şekilde yükselmek yerine daha da düşük çıkabiliyor.
„Symphatikoton“ sürantrene sendromunun tipik göstergeleri yükselen dinlenme nabzı (sabah uyanıldıktan sonraki nabız) ve antrenman ya da yüklenme sonrasında nabzın düşme hızındaki gerileme. Bunun yanında gene dinlenme esnasındaki tansiyon da yüksek çıkabiliyor.
Elbette ana gösterge antrenmanlara devam edilmesine rağmen performans düşüşü yaşanması. Buna ek olarak da ortostatik hipotansiyon (sürekli düşük tansiyon) durumu (örneğin birden ayağa kalkınca gözlerin kararması, mide bulantısı, baş dönmesi gibi durumlar, vücudun bağışıklık sistemindeki zayıflama, kilo kaybı, kadınlarda regl düzensizliği veya regl kanamalarının tamamen kesilmesi, uykusuzluk, depresif ruh hali, iştahsızlık, şevksizlik, geceleri susama, kas ve eklem ağrıları) sürantrene durumunun göstergeleri.
Bunların haricinde antrenman seviyesi ve yoğunluğundan bağımsız olarak kreatin kinaz düzeyinde artış ve idrar maddesi artımı, belirli hormonların (testosteron, kortisol) seviyelerinde değişmeler de daha yakından bakıldığında rastlanan bulgular. Her durumda şunu belirtmek gerekir ki sürantrene olgusunu kesinlikle belirleyen şey laboratuvar parametreleri, belirli kesin niceliksel değerler mevcut değil. Son yapılan araştırmalar aslında sürantrene olgusunun „symphatikoton“ ve „parasymphatikoton“ diye ikiye ayrılmadığını, tam tersine bunun OTS (Overtraining Syndrome) kapsamında bir süreç olduğu biliniyor. Sürantrene sürecinin başlangıcında „sympathikoton“ bulguları var, birkaç hafta içinde önlem alınmazsa, yani antrenman kesilmez veya yoğunluğu azaltılmazsa „parasymphatikoton“ bulguları kendilerini gösteriyorlar. Bu aşamada ilginç olan, çalışmaların gösterdiği başka bir hal: OTS’ nin (Overtraining Syndrome) „parasymphatikoton“ şekli sadece dayanıklılık (yani örneğin dağ bisikleti) sporunda ortaya çıkan UPS (Underperformance Syndrome). Anaerobik sporlarda (örneğin halter) sadece „symphatikoton“ OTS’ye rastlanıyor.
[Only Registered Users Can See Links]
Kısa süreli bir „symphatikoton“ OTS’ ye İngilizcede „Overreaching“ adı veriliyor, ki bu durum bazı antrenman programlarında isteniyor ve bilinçli olarak yapılıyor. Yalnız bu aşamadan sonra yeterli dinlenme dönemi gelmediği ve aynı yoğunlukta antrenmana devam edildiği takdirde „Overreaching“ aşaması OTS’ ye dönüşüyor.
Sürantrene sendromunun bütün hatlarıyla nasıl oluştuğu henüz tam olarak açıklanmış değil. Ancak bugün OTS oluşumunun tek bir nedenden değil, bir etkenler grubundan kaynaklandığı biliniyor. Yani fizyoloji (hayvan ya da bitki, tüm canlılardaki hücre, doku ve organların işleyişini inceleyen bilim dalı), biyokimya (bitki hayvan ve mikroorganizma biçimindeki bütün canlıların yapısında yer alan kimyasal maddeleri ve canlının yaşamı boyunca sürüp giden kimyasal süreçlerini inceleyen bilim dalı), immünoloji (bağışıklık bilimi), neuroendokrinoloji (Sinir sistemi ile iç salgı bezleri arasındaki ilişkileri konu alan bilim dalı) ve psikoloji (ruh bilimi) sahalarına yayılan birden fazla etkenin birleşmesi OTS durumunun ortaya çıkmasını sağlıyor. Yalnız bu etkenleri bir araya getirip de hangi düzende ne zaman OTS’nin kendini gösterdiği, yani OTS’ nin kağıt üzerinde bir formülü henüz bulunmuş değil.
Olası bir neden aminoasit metabolizmasındaki dengesizlik. Aminoasitlerin dengesindeki bozulma, beyinde serotonin oranını yükseltiyor. Bu dengenin bozulmasının nedenlerinden biri, yağ tüketimini arttıran uzun süreli dayanıklılık sporları kapsamında aminoasitlerin kaynak olarak kullanıldığı çok yoğun kas çalışması. Burada soru aslında kısa vadeli kas yorgunluğuna yol açan bu etkenin uzun vadeli sürantrene sendromunun açıklanmasında kullanılıp kullanılamayacağı.
Serotonin merkezi sinir sisteminde karmaşık roller üstleniyor, fizyolojik işlevi açısından ise üç sahada etkili:
1) Serotonin uykuyu düzenliyor ve ruh durumunu düzeltiyor, yani serotonin moral yükseltiyor denilebilir.
2) Merkezi sinir sisteminde serotonin öncelikle hipotalamusta (beynin hormon üretebilen özelleşmiş bir bölgesi) yer alıyor ve burada bazı hormonların oluşumunda etkili. Sürantrene hallerinde LH hormonunda (lütein yapıcı hormon) gerileme gözlemleniyor. Bu durum erkeklerde testosteron üretimini azaltıp testosteron seviyesini düşürüyor, kadınlarda ise regl düzensizliği gibi sonuçlar doğurabiliyor. Hipotalamusta serotonin seviyesinin düşmesi aşırı iştahla sonuçlanabiliyor, dolayısıyla sürantrene durumuna yol açtığı düşünülen fazla serotonin sürantrene durumunun belirtilerinden biri olan iştahsızlığı açıklayabilir.
3) Serotonin yükselmesi monosinaptik refleksleri arttırırken spordaki karmaşık kas hareketlerini düzenleyen polisinaptik refleksleri güçsüz kılıyor.
Serotonin merkezi sinir sistemindeki etkilere benzer etkileri otonom sinir sisteminde de gösteriyor. Serotonin burada simpatikusa (Otonom sinir sisteminin bir bölümü) etki ediyor. Simpatik sinir sistemindeki serotonin yoğunluğunun yükselmesi ile sürantrene durumunda ortaya çıkan yüksek nabzı açıklayabiliriz. Buna ek olarak serotonin simpatik sinir sisteminden noradrenalinin serbest bırakılmasını engelliyor, bu sayede damarlarda genişleme ve dolayısıyla kan dolaşımında değişim ortaya çıkıyor, ki tansiyon değişiklikleri de sürantrene hallerindeki belirtilerden.
Her durumda sürantrene durumunun „tedavisi“ antrenmanı kesmek, antrenman çapını ve yoğunluğunu azaltmaktan geçiyor. İlk günler genel olarak dinlenmeye yönelik olmalı, 30-45 dakikalık, düşük yoğunluklu, metabolizmayı „sakinleştirmeye“ yönelik çalışmalar yapılmalı. Bu çalışmalar mümkünse kas sistemini dinlendirecek yüzme, masaj, germe gibi etkinliklerle desteklenmeli. Ancak bundan sonra tekrar yapıcı bir dayanıklılık antrenmanına başlanabilir. Anaerobik spor dalları icin de bu yol izlenmeli. Sürantrene durumunun ağırlığına göre, „overreaching“ durumu ile OTS belirtilerinin ortaya çıkmasından itibaren bir ya da iki hafta arasında tekrar düzenli bir antrenman sürecine girilebilir. İleri seviyede, yani USP aşamasına geçmiş bir OTS durumunda ise vücudun toparlanması haftalar (yerine göre aylar) sürebiliyor, ki bu durum profesyonel bir sporcunun kariyerinde yerine göre ciddi bir geri adım demek. Dolayısıyla sürantrene durumunu gösteren belirtileri takip etmek, yeri geldiğinde erken teşhis ile doğru adımları atmak çok önemli.
Kaynak: Dr. Kurt Moosburger'in 2004 yılındaki çalışması: Sürantrene Sendromu