sonerk
09-30-2007, 02:14 AM
Citius, altius, fortius. Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü sadece olimpiyat oyunlarının sloganı değil. Basite indirgersek biraz olsun hırs ile amatör spor yapanlardan profesyonel sporculara kadar spor dünyasında yüzen, koşan, pedal çeviren, zıplayan, atlayan yani herkesin yaptığı işin temelinde bu yatıyor.
Bugün spor biliminin geldiği noktada bilinen bir gerçek var: Sporda, amatör sporda, ama ondan da önemlisi profesyonel sporda başarı 5 sütun üzerinde duruyor, bunlar fizyoloji, anatomi, biyokimya, fizik ve psikoloji. Spor yapan birisinin başarılı olması, kendini geliştirmesi ve hattâ –bu profesyonel sporcular için geçerli olmakla beraber- rekorlara koşması insanın
vücudunun enerji kullanımının en iyi ve verimli şekilde çalışması
kas gelişiminin yapılan spor doğrultusunda çalışması
idmanlarda çalışma ve dinlenme arasındaki dengenin kurulması
hareket tekniğinin geliştirilmesi
zihnî kuvvetin desteklenmesi
ile gerçekleşiyor. Simdi teker teker sporda başarının 5 direğine bakalım:
Enerji Kullanımı
Kaslar çalışmak için biyokimyasal bir madde olan ‘adenosin trifosfat’a (ATP) ihtiyaç duyuyorlar. Sorun yalnız kas hücrelerinde depolanmış olarak bulunan ATP’nin kasların 3-4 kasılması sonrasında tükenmesi. Bu durumda kas hücreleri ara depolara yöneliyorlar, ‘kreatinfosfat’a (KP). Kaslara yüklenmeye göre değişmekle beraber 3-8 saniye arasındaki bir süre sonrasında bu depolar da tükenmiş oluyor. Bu durum örneğin disk, gülle, cirit atıcılığı, haltercilik gibi bir defalık patlamaya dayalı spor dalları için yeterli, ama onlar dışındaki bütün spor dallarıyla uğraşanlar başka kaynaklardan enerji bulmak zorundalar, yani yağlar ve vücudun karbonhidratlardan topladığı glikojenlerden.
Bir dakikanın altında süren azamî yüklenmelerde hücreler glikojeni ‘anaerob’, yani oksijen olmaksızın parçalamak zorunda kalıyorlar, bu durumda da her sporcunun korktuğu laktat, yani süt asidi ortaya çıkıyor, kasların yorulması, yanma hissi başlıyor.
Profesyonel idmanın sırat köprüsü diyebileceğimiz nokta burada yatıyor, yani laktatın kasların çalışmasını önlemesine imkân vermeden son hadde kadar enerji depolarını kullanabilme becerisinde.
Kısa süreli sporlarla uğraşanlar, örneğin 100m koşucuları ve uzun süreli sporlarla uğraşanlar, örneğin maraton koşucuları arasındaki fark da burada yatıyor. Kısa süreli sporlarla uğraşanlar son demlerinde kaslardaki son enerjiyi bitirmek zorundalar, yani depolanmış enerjiyi en iyi şekilde 10 saniyelik (ya da ne kadar sürüyorsa) sürece yaymak. Uzun süreli sporcuların ise böyle bir lüksü yok. Onların bu nedenle en büyük amaçları, laktat oluşumunu engelleyecek şekilde kaslara en fazla oksijeni yollayabilme becerisini kazanmak. Bu nedenle özellikle mukavemet yarışçılarında kalp normal bir insanınkine göre çok daha büyük oluyor, irtifa idmanları kandaki hemoglobini arttırıyorlar.
Dolayısıyla özetlersek yapılan sporun cinsine göre depolanmış enerjiyi en verimli şekilde sporun yapıldığı sürece yaymak sporda başarının birinci direği.
Kas Yapısı ve Gelişimi
Kaslar üç çeşit liften oluşurlar. Beyaz ve hızlı lifler kasılma hareketlerini çok hızlı yaparlar, ama çabuk yorulurlar. Öte yandan kırmızı ve yavaş liflerin kasılması daha yavaş olmakla birlikte uzun süre dayanıklıdırlar. Bir de ara tipler var, ki bunlar daha çok mukavemet, uzun süre dayanıklılık sağlayan lifler. Doğuştan her insanin kas yapısı %70 oranında ya beyaz ya kırmızı olarak belirlenmiştir. Yani çalışma, idman bu oranı değiştiremez ama bu iki büyük gruptan birinin çalışmasını, işleyişini diğerine göre iyileştirir.
Dolayısıyla kısa süreli sporlarla uğraşanlar, yine 100m koşucusunu örnek alalım, kısa süreli koşular yaparak çalışırlar, ağırlık çalışırlar, uzun süreli sporlarla uğraşanlar, yani maraton sporcusu örneğin, yarışta koşacağından çok daha uzun mesafeler koşarak kırmızı kas liflerinin çalışmasını azamî seviyeye çıkarmaya çalışır.
Antrenman/Yüklenme ve Dinlenme Dönemleri
Genel olarak bütün spor çeşitlerinde kesin olan nokta dinlenme ile çalışma arasındaki dengeyi kurabilmek, yani belirli bir antrenman ritmi yakalayabilmek. Bunun için özellikle sezon esnasındaki yarışlar çok faydalı, çünkü sık yarış demek, düzenli bir şekilde yarışlara hazırlanma ve üst seviyede tutabilmesi demek kişinin kendini.
Vücudumuz genel olarak bilinenin aksine çalışırken değil dinlenirken kendini geliştiriyor. İngilizce „supercompensation“ tabir edilen bu durum vücudun zorlanması, zorlanması nedeniyle açıklarının ortaya çıkması ve vücudun dinlenme aşamasında bu açıkları kapamaya çalışması döngüsünü anlatıyor. Bu şekilde sürekli olarak daha çok zorlanan vücut, kendini sürekli olarak geliştiriyor.
Düzenli antrenman ritmi de bu idman ile yorulma ve dinlenme ile vücudun performansını eskisinden yukarı çıkarması döngüsünü belirlemeye yarıyor. Yani düzenli bir çalışma-dinlenme ritmi içerisinde dinlenme sonucunda vücudun güçlenmiş hali zaman olarak bir yarış öncesine denk getirilebildiği takdirde o yarışta başarı kaçınılmaz oluyor.
Hareket Tekniği
Her sporcunun kendisi için ideal bir idman ritmi olması dışında her sporcunun kendisi için bir de ideal tekniği var. Yani örneğin her yüzücü belirli bir kulaç ritminde kendi performansının doruğuna ulaşabiliyor. Bu nedenlerden ötürü son yıllarda gittikçe yayılan video ve bilgisayar canlandırması ile antrenman, biyomekanik çalışmalar, tekniğin incelenmesi ve geliştirilmesi, yapılan ince ayarlar özellikle profesyonel spordaki saniyeler göz önünde bulundurulduğunda çok büyük önem taşıyor.
Zihnî Güç
Ancak bütün bu çalışmalar eğer sporcu “kafasında” hazır değilse bir işe yaramıyor tabii ki. Azamî şekilde gerçekleşmiş bir çalışma örneğin bir atletin hatalı çıkış yapması, ya da üç hakki bulunan bir yüksek atlayıcının birinci haktaki başarısızlığı nedeniyle moralinin bozulmasıyla bütün değerini yitiriyor.
Bunun yanında bugünün sporcuları artık belirli stratejiler, taktiklerle yarışmak zorundalar. Özellikle uzun mesafeli mukavemet yarışlarında, buna dağ bisikleti yarışları, özellikle dağ bisikleti maratonları da dahil, bastan atağa kalkıp herkesi geride bırakmamak, gücü bütün mesafeye yaymak gibi “düşünce”ye dayalı unsurlar ekleniyorlar.
Son olarak tabii bir sporcu düzenli ve zorlu idmanların altından kalkabilecek, vazgeçmeyecek, havlu atmayacak bir zihnî güce ve azıma sahip olmaz zorunda. Özellikle başarısızlıkları, yenilgileri kaldırabilecek, tarafsız bir şekilde analiz ettikten sonra ileri bakabilecek sporcular başarılı olacaklar.
Bunlar sporda başarının 5 temel direği. Ama bir de yarım direk diyebileceğimiz bir unsur var. Şurası bilinen bir gerçek ki idmanla performansı %10, 15 seviyelerinde arttırabiliyoruz ancak. Yani bir örnek vermek gerekirse 100m koşuda dünya rekoru kırmak isteyen biri bu mesafeyi idmansız ya da az idmanlı bir şekilde 12 saniyenin altında koşabilecek yapıda olmalı. Yani sonunda olayın içine yetenek giriyor. Kendi dallarında altın madalya kazanan sporcuların hepsinin başarısının en derinlerinde genetik yapıları nedeniyle yaptıkları spora olan yatkınlıkları yatıyor. Yani çok hızlı olmak isteyen, aslında zaten oldukça hızlı olmalı.
Kaynak: Bild der Wissenschaft 1998, Christoph Schrader
Bugün spor biliminin geldiği noktada bilinen bir gerçek var: Sporda, amatör sporda, ama ondan da önemlisi profesyonel sporda başarı 5 sütun üzerinde duruyor, bunlar fizyoloji, anatomi, biyokimya, fizik ve psikoloji. Spor yapan birisinin başarılı olması, kendini geliştirmesi ve hattâ –bu profesyonel sporcular için geçerli olmakla beraber- rekorlara koşması insanın
vücudunun enerji kullanımının en iyi ve verimli şekilde çalışması
kas gelişiminin yapılan spor doğrultusunda çalışması
idmanlarda çalışma ve dinlenme arasındaki dengenin kurulması
hareket tekniğinin geliştirilmesi
zihnî kuvvetin desteklenmesi
ile gerçekleşiyor. Simdi teker teker sporda başarının 5 direğine bakalım:
Enerji Kullanımı
Kaslar çalışmak için biyokimyasal bir madde olan ‘adenosin trifosfat’a (ATP) ihtiyaç duyuyorlar. Sorun yalnız kas hücrelerinde depolanmış olarak bulunan ATP’nin kasların 3-4 kasılması sonrasında tükenmesi. Bu durumda kas hücreleri ara depolara yöneliyorlar, ‘kreatinfosfat’a (KP). Kaslara yüklenmeye göre değişmekle beraber 3-8 saniye arasındaki bir süre sonrasında bu depolar da tükenmiş oluyor. Bu durum örneğin disk, gülle, cirit atıcılığı, haltercilik gibi bir defalık patlamaya dayalı spor dalları için yeterli, ama onlar dışındaki bütün spor dallarıyla uğraşanlar başka kaynaklardan enerji bulmak zorundalar, yani yağlar ve vücudun karbonhidratlardan topladığı glikojenlerden.
Bir dakikanın altında süren azamî yüklenmelerde hücreler glikojeni ‘anaerob’, yani oksijen olmaksızın parçalamak zorunda kalıyorlar, bu durumda da her sporcunun korktuğu laktat, yani süt asidi ortaya çıkıyor, kasların yorulması, yanma hissi başlıyor.
Profesyonel idmanın sırat köprüsü diyebileceğimiz nokta burada yatıyor, yani laktatın kasların çalışmasını önlemesine imkân vermeden son hadde kadar enerji depolarını kullanabilme becerisinde.
Kısa süreli sporlarla uğraşanlar, örneğin 100m koşucuları ve uzun süreli sporlarla uğraşanlar, örneğin maraton koşucuları arasındaki fark da burada yatıyor. Kısa süreli sporlarla uğraşanlar son demlerinde kaslardaki son enerjiyi bitirmek zorundalar, yani depolanmış enerjiyi en iyi şekilde 10 saniyelik (ya da ne kadar sürüyorsa) sürece yaymak. Uzun süreli sporcuların ise böyle bir lüksü yok. Onların bu nedenle en büyük amaçları, laktat oluşumunu engelleyecek şekilde kaslara en fazla oksijeni yollayabilme becerisini kazanmak. Bu nedenle özellikle mukavemet yarışçılarında kalp normal bir insanınkine göre çok daha büyük oluyor, irtifa idmanları kandaki hemoglobini arttırıyorlar.
Dolayısıyla özetlersek yapılan sporun cinsine göre depolanmış enerjiyi en verimli şekilde sporun yapıldığı sürece yaymak sporda başarının birinci direği.
Kas Yapısı ve Gelişimi
Kaslar üç çeşit liften oluşurlar. Beyaz ve hızlı lifler kasılma hareketlerini çok hızlı yaparlar, ama çabuk yorulurlar. Öte yandan kırmızı ve yavaş liflerin kasılması daha yavaş olmakla birlikte uzun süre dayanıklıdırlar. Bir de ara tipler var, ki bunlar daha çok mukavemet, uzun süre dayanıklılık sağlayan lifler. Doğuştan her insanin kas yapısı %70 oranında ya beyaz ya kırmızı olarak belirlenmiştir. Yani çalışma, idman bu oranı değiştiremez ama bu iki büyük gruptan birinin çalışmasını, işleyişini diğerine göre iyileştirir.
Dolayısıyla kısa süreli sporlarla uğraşanlar, yine 100m koşucusunu örnek alalım, kısa süreli koşular yaparak çalışırlar, ağırlık çalışırlar, uzun süreli sporlarla uğraşanlar, yani maraton sporcusu örneğin, yarışta koşacağından çok daha uzun mesafeler koşarak kırmızı kas liflerinin çalışmasını azamî seviyeye çıkarmaya çalışır.
Antrenman/Yüklenme ve Dinlenme Dönemleri
Genel olarak bütün spor çeşitlerinde kesin olan nokta dinlenme ile çalışma arasındaki dengeyi kurabilmek, yani belirli bir antrenman ritmi yakalayabilmek. Bunun için özellikle sezon esnasındaki yarışlar çok faydalı, çünkü sık yarış demek, düzenli bir şekilde yarışlara hazırlanma ve üst seviyede tutabilmesi demek kişinin kendini.
Vücudumuz genel olarak bilinenin aksine çalışırken değil dinlenirken kendini geliştiriyor. İngilizce „supercompensation“ tabir edilen bu durum vücudun zorlanması, zorlanması nedeniyle açıklarının ortaya çıkması ve vücudun dinlenme aşamasında bu açıkları kapamaya çalışması döngüsünü anlatıyor. Bu şekilde sürekli olarak daha çok zorlanan vücut, kendini sürekli olarak geliştiriyor.
Düzenli antrenman ritmi de bu idman ile yorulma ve dinlenme ile vücudun performansını eskisinden yukarı çıkarması döngüsünü belirlemeye yarıyor. Yani düzenli bir çalışma-dinlenme ritmi içerisinde dinlenme sonucunda vücudun güçlenmiş hali zaman olarak bir yarış öncesine denk getirilebildiği takdirde o yarışta başarı kaçınılmaz oluyor.
Hareket Tekniği
Her sporcunun kendisi için ideal bir idman ritmi olması dışında her sporcunun kendisi için bir de ideal tekniği var. Yani örneğin her yüzücü belirli bir kulaç ritminde kendi performansının doruğuna ulaşabiliyor. Bu nedenlerden ötürü son yıllarda gittikçe yayılan video ve bilgisayar canlandırması ile antrenman, biyomekanik çalışmalar, tekniğin incelenmesi ve geliştirilmesi, yapılan ince ayarlar özellikle profesyonel spordaki saniyeler göz önünde bulundurulduğunda çok büyük önem taşıyor.
Zihnî Güç
Ancak bütün bu çalışmalar eğer sporcu “kafasında” hazır değilse bir işe yaramıyor tabii ki. Azamî şekilde gerçekleşmiş bir çalışma örneğin bir atletin hatalı çıkış yapması, ya da üç hakki bulunan bir yüksek atlayıcının birinci haktaki başarısızlığı nedeniyle moralinin bozulmasıyla bütün değerini yitiriyor.
Bunun yanında bugünün sporcuları artık belirli stratejiler, taktiklerle yarışmak zorundalar. Özellikle uzun mesafeli mukavemet yarışlarında, buna dağ bisikleti yarışları, özellikle dağ bisikleti maratonları da dahil, bastan atağa kalkıp herkesi geride bırakmamak, gücü bütün mesafeye yaymak gibi “düşünce”ye dayalı unsurlar ekleniyorlar.
Son olarak tabii bir sporcu düzenli ve zorlu idmanların altından kalkabilecek, vazgeçmeyecek, havlu atmayacak bir zihnî güce ve azıma sahip olmaz zorunda. Özellikle başarısızlıkları, yenilgileri kaldırabilecek, tarafsız bir şekilde analiz ettikten sonra ileri bakabilecek sporcular başarılı olacaklar.
Bunlar sporda başarının 5 temel direği. Ama bir de yarım direk diyebileceğimiz bir unsur var. Şurası bilinen bir gerçek ki idmanla performansı %10, 15 seviyelerinde arttırabiliyoruz ancak. Yani bir örnek vermek gerekirse 100m koşuda dünya rekoru kırmak isteyen biri bu mesafeyi idmansız ya da az idmanlı bir şekilde 12 saniyenin altında koşabilecek yapıda olmalı. Yani sonunda olayın içine yetenek giriyor. Kendi dallarında altın madalya kazanan sporcuların hepsinin başarısının en derinlerinde genetik yapıları nedeniyle yaptıkları spora olan yatkınlıkları yatıyor. Yani çok hızlı olmak isteyen, aslında zaten oldukça hızlı olmalı.
Kaynak: Bild der Wissenschaft 1998, Christoph Schrader