PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Doping’in yeni adı: EPO 3


sonerk
09-30-2007, 03:20 AM
1966 yılında kolej sınavına gireceğim günün öncesinde, doktor olan dayımın “zihnimin açılması” için bana Fosfostimol diye bir ilaç verdiğini hatırlıyorum. Ne olduğunu sorduğumda, gülerek, “doping” diye yanıtlamasını hiç unutamam.

Spor yaşantımdaki doping tanıklığım ise 1970’li yılların sonuna rastlar. Bulgaristan’dan kaçan bir bisiklet sporcusunun Anamur- Alanya etabındaki başarısını lokumların içine gizlediği “ilaçlara” bağlı olduğunu söylemişlerdi. Bu yakıştırma belki kıskançlık, belki de başarının küçümsenmesi anlamına gelse de, artık o sporcu benim için lekelenmişti.

Daha sonraki yıllarda ise adı amatör olan, ama profesyonelce yapılan tüm sporlarda sayısız doping örnekleriyle karşılaştım. Son aylarda ise, doping kullanımının artık ortaokullara kadar girdiği duyumlarını almaktan her yerimi ateş basıyor.

Uzmanlar ve profesyonel sporcular, performans artırıcı ilaç ve uygulamaların neredeyse hemen her sporcu tarafından alındığını iyi biliyor. Dopingi, akıllı ve sistematik uygulayan sporcuların özellikle yarışma öncesinde uygulamayı kestikleri ya da dereceye girmeyerek kontrolden kaçtıkları söyleniyor.

Dünyadaki en yaygın kullanılan ilaç EPO (Erythopoitein) isimli bir hormon. EPO, vücuttaki kanın oksijen taşıma kapasitesini artırmak için kemik iliğini daha fazla kırmızı kan hücresi üretmeye zorluyor. Artık EPO 1 ve 2’ler kontrolde yakalandığı için şimdilerde EPO 3’ün çok “moda” olduğu söyleniyor. Başka bir yeni uygulama ise, yüksek rakımdaki çalışmaları simule eden oksijen çadırları. Giriyorsun çadıra, sana saatte 5000 litrelik “temiz hava” yüklüyorlar, istersen onun 1,5 litresini “daha sonra kullanmak üzere” aldırıyorsun ve bütün bu işlemler için sadece 60 Euro ödüyorsun…( Biraz reklam gibi oldu…)

Türkiye’deki doping uygulama yöntemlerinde ise “rivayet muhtelif…” Ama kesin olan bir şey var ki, Dünya Dopingle Mücadele Kurumu ([Only Registered Users Can See Links])’ndan (WADA) akredite olan Türkiye Doping Kontrol Merkezi ([Only Registered Users Can See Links]) Türk sporcusunu koruma ve uyarma adına elinden geleni yapıyor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile eşgüdümlü olarak çalışan kurum, özellikle eğitim çalışmalarına önem veriyor. Ama “cahilce” yapılan ve artık lise ve dengi okul düzeyinde kullanıma giren doping kullanımını önleyememekten çok yakınıyorlar.

Bilindiği gibi doping kontrolleri artık sadece yarışma sırasında değil, WADA’nın isteği doğrultusunda, herhangi bir zaman diliminde sporcuya uygulanabiliyor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne bağlı spor yarışmalarında ise, adı geçen spor dalının federasyonunun isteği üzerine doping kontrolü yapılıyor. Sporcu başına yaklaşık 300 milyon lira maliyeti olan testi istemeyen federasyon, yani Türkiye’deki binlerce sporcu, doping kontrolünden ne yazık ki geçmiyor.

Dünyadaki herhangi bir yıldız sporcunun doping yapıyor olması beni çok ilgilendirmiyor. Sadece spora olan saygımı azaltıyor. Ama Türkiye’de durum farklı… Lisanslı spor yapmış ve hala içinde olan birisi olarak söylüyorum: Bisiklet ve dağ bisikleti sporu yapan, evleri ecza deposuna dönmüş ve daha da fenası bu işin ticaretini yapan; Türkiye’de bulunmadığı için, Amerikalılara ait PX mağazalarından aldırttığı ilaçlarla spor ortamına “paraşütle atlayıp”, hiç kürsüden inmeyen; bazen de“hastanede finiş yapan” sporcular tanıyorum…

İnanının, bu gençler hiç de iyi örnek olmuyorlar…Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün en önemli görevinin “Türk sporcusunun sağlığını korumak” olması gerektiğini düşünüyorum..

Kaynak: Feyzi Açıkalın – Cumhuriyet Gazetesi

Neslihan A.
09-30-2007, 04:52 AM
paylaşımlarınız için teşekkür ederim.ama özellikle bu yazı için.