Ahmet Dedeoğlu
10-30-2007, 02:54 PM
HİÇ BİR ŞEY İÇİN GEÇ DEĞİL
Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gider. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duyar. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırmaktadır:
- Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!...
Adam hayatında hiç tiyatroya gitmediğinden inanılmaz derecede merak duyar. Biletin nereden alındığını öğrenir. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti alır. Başlar merakla oyunu izlemeye...
Oyun biter, herkes dağılır ve bizim meraklı izlediği muhteşem oyun karşısında öylece kalakalır. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz gelir. Adamsa:
- Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek... der.
Seyrettiği oyunun etkisi ile müdür ile konuşup ne olursa olsun, ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtir. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade eder ve denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulur.
- İşte burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım... der ve gider.
Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede biter. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmaz. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmıştır. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalır. Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar verir.
- Tamam seni işe alıyorum
- Fakat benim yatacak yerim yok.
- O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.
İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür.
- Adın neydi senin buraya yazalım... der.
Aldığı cevap ise;
- William! William Sheakspeare!... olur.
Bu hikaye hem insanı dehşete düşürücü hem de ilham verici. Sheaksper tiyatro yaşantısına bu şekilde başlar. Tam kırk (40) yaşında... tiyatroyu o yıllarda tanır ve büyük bir azimle o,çoğumuzun bildiği muhteşem oyunları yazar. Üstelik büyük bir fedakarlık gösterir mesleği için. Meslek hayatı boyunca sadece üç saat uyuyarak yaşamını sürdürür. Sabah erken kalkıp oyun provasını yapıyor oyununu oynuyor ve akşam yeniden oyun yazıyor... Bu böyle sürüp gider.
Bu hikayeyi ilk duyduğumda yaşamım için duyduğum kaygıları bir kenara bıraktım. Anladım ki, hiçbir şey için geç değil. İnsan eğer isterse imkansız gibi görünen olayları da gerçekleştirebilir. Yeter ki yürekten istesin ve bunun için çaba sarf etsin. Hiçbir şey için geç değil. Kırk yaşında olsak ta...
Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gider. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duyar. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırmaktadır:
- Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!...
Adam hayatında hiç tiyatroya gitmediğinden inanılmaz derecede merak duyar. Biletin nereden alındığını öğrenir. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti alır. Başlar merakla oyunu izlemeye...
Oyun biter, herkes dağılır ve bizim meraklı izlediği muhteşem oyun karşısında öylece kalakalır. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz gelir. Adamsa:
- Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek... der.
Seyrettiği oyunun etkisi ile müdür ile konuşup ne olursa olsun, ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtir. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade eder ve denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulur.
- İşte burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım... der ve gider.
Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede biter. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmaz. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmıştır. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalır. Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar verir.
- Tamam seni işe alıyorum
- Fakat benim yatacak yerim yok.
- O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.
İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür.
- Adın neydi senin buraya yazalım... der.
Aldığı cevap ise;
- William! William Sheakspeare!... olur.
Bu hikaye hem insanı dehşete düşürücü hem de ilham verici. Sheaksper tiyatro yaşantısına bu şekilde başlar. Tam kırk (40) yaşında... tiyatroyu o yıllarda tanır ve büyük bir azimle o,çoğumuzun bildiği muhteşem oyunları yazar. Üstelik büyük bir fedakarlık gösterir mesleği için. Meslek hayatı boyunca sadece üç saat uyuyarak yaşamını sürdürür. Sabah erken kalkıp oyun provasını yapıyor oyununu oynuyor ve akşam yeniden oyun yazıyor... Bu böyle sürüp gider.
Bu hikayeyi ilk duyduğumda yaşamım için duyduğum kaygıları bir kenara bıraktım. Anladım ki, hiçbir şey için geç değil. İnsan eğer isterse imkansız gibi görünen olayları da gerçekleştirebilir. Yeter ki yürekten istesin ve bunun için çaba sarf etsin. Hiçbir şey için geç değil. Kırk yaşında olsak ta...