Ahmet Dedeoğlu
03-01-2008, 04:17 PM
Bazen kendi kendime;neden olaylara hep iyimser bir pencereden ve olumlu bakış açısından bakıyorum, diye soruyorum.Sonra iyice düşününce de iki cevap buluyorum.Birincisi;yaratılışım böyle.İkincisi;o olayı,kendi irademe bağlı olarak olumlu kılabilecek bütün şartları ve somut verileri hesaplayıp,düzeltmek için elimden gelen herşeyi yaptıktan sonra düzeltemiyorsam,bunda benim irademin dışında bir hayır vardır,diyerek sukunetle neticenin hayırlı ve lehte taraflarını gözlemleyip değerlendirmeye ve bunun üzerinde yeni planlar kurmaya,projeler geliştirmeye çalışıyorum.En azından " Hatalarla öğrenilir " sözü gereği başarısızlıklardan ve olumsuz gelişmelerden ders alarak kendimi ve durumumu düzeltiyorum.
Zaten insan bir işi başarmak için elinden gelen herşeyi meşru zeminlerde yapıyorsa,ve o işin başarılı olması için gerekli bütün sebeplere yapışıyorsa,kaybetse de başarılıdır bence.Hani derler ya; mağlup bu yolda galip.
Kendi aktif hayatımızın dışında,ama bizi olumlu veya olumsuz etkileyen gelişmelere de aynı iyi niyet ve olumlu bakış açısıyla,o olayın direk içindeki kişi veya kurumlarla empati kurarak o olumsuz olayın geçmişten o ana kadar gelen somut verileri,ve sonra olabilecekleri de hesaba katarak sonuna kadar olumlu varsayımlar ve düşünce tarzıyla değerlendiriyorum.
Şimdi,bu hafta Euroligdeki iki takımımızdan Fenerbahçe Ülker kendi sahasında Partizan'a,Efes'de İspanyada Malaga'ya yenildiler.Bu iki takımımız ilk maçlarda rakiplerini yenmişlerdi.
Bu maça baktığımızda Fenerde bu maçta Avrupa ribaund kralı Mirsad ile White ve Semih sakatlık nedeniyle oynamadı.Bunlardan sadece Mirsad oynasaydı ve ribaundlara normal katkısını yapsaydı bile Fener bu maçı kazanırdı.Rakip çok uzundu.Bırakın içerideki iki devi,bazen iki metrenin üzerinde üç dış adamla oynadılar.Özellikle Tepic'i durdurmak ve onun uzun kolları ve vücuduyla yaptığı savunmayı geçmekte bizim kısa oyuncular zorlandılar.Şimdi White olsaydı bu match up/eşleşme problemi azalacak ve bu uzun takımın bir de baskılı oyunundan ve yıldırıcı savunmasından kaynaklanan yorgunluk faktörünü White ve Mirsad'ın rotasyona katkılarıyla azaltacaktık.Zaten maç sonunda Fener'i iyi tanıyan rakip coach'da galibiyetlerini özellikle Fenerde bu oyuncuların yokluğuna bağladı dürüstçe.
Fener bu dar rotasyon ve Kinsey'in uyum süreci,geleceğin yıldız adayı Preldziç'in daha çok toy ve tecrübesiz olması,kadroda bulunan ve milli takımın Avrupa şampiyonasındaki birinci guardı olan Hakan Demirel'in hiç oyuna girmemesi vs.olumsuz sebeplerle bu maçı kaybetti.
Ancak grupta beklenmedik bir gelişme oldu. Hiçbir iddiası kalmayan Roanne deplasmanda Roma'yı yendi ve Fener dördüncü olarak Top 16'ya kaldı ve üçüncü torbadan kuralara katılma hakkını elde etti.
Keza aynı senaryo Efes için de söz konusu.O da Malaga'ya yenildikten sonra Maccabi'nin Aris'i deplasmanda yenmesiyle grubunda dördüncü olarak Top 16'ya kaldı ve üçüncü torbaya hak kazandı.
Fener öyle veya böyle ilk hedefine ulaştı.Şer'den hayır doğar diye bir söz vardır.Şimdi takımda yaşanan olumsuzlukların nasıl olumlu neticeler doğurduğuna da bir göz atalım.
Sezon içinde Semih sakatlandı.Onun yerine Alpellada kiralık oynayan Ömer Aşık mecburen kadroya dahil edildi.Kötü mü oldu?Hayır.Ömer Aşık'ı bütün Avrupa tanıdı.Nerden çıktı bu adam dediler.Bir yıldız gibi parladı.
Mirsad sakatlandı.Onun pozisyonunda yani 4 numarada nerdeyse kenarda paslanan Rasim Başak süre almaya başladı.Aldığı süreler o iyi oynadıkça arttı.Artık Mirsad'da dönünce rotasyonda rahatlıkla oyuna her an katkı yapabilecek duruma geldi.Bu Mirsad'ı da kamçılayacaktır.Bir takımda her zaman tatlı rekabet olmalı.
Hatta geçen seneye döndüğümüzde ; Kambala sakatlanınca daha önce hiç süre alamayan veya çok az alan Oğuz Savaş ve Semih Erden daha çok süre almaya ve oynadıkça da açılmaya başlamışlardı.İşte bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz tezimizin doğruluğu adına.
Biz tekrar iyimser bakış açısıyla takımlarımızın durumlarına bakalım.
Şimdi bu iki takımımız geçen sene Top 16'ya kalmışlarmıydı?Hayır.İçerde veya deplasmanda bu kadar çok galibiyet almışlarmıydı?Hayır.Şanssızlık,sakatlık ve küçük detaylarla kaybettikleri ve aslında ortaya koydukları güzel basketbol ile kazanabilecekleri birkaç maçı kazansalardı,özellikle Efes'in gruplarını daha üst sıralarda ve hatta Efes'in birinci bitirme olaslığı varmıydı?Evet.
Peki gelecek için ümit verdiler mi?Özellikle Fener için kesinlikle evet.
Başta grup lideri Rytas'ı yendiği iki maç olmak üzere,bazı maçlarını hatırlarsak,ve de kazandığı veya kaybettiği bazı maçların bazı periodlarındaki müthiş mücadelelerini ve oynadıkları doğru basketbolu göz önüne alırsak, bu sorunun cevabı,Efes için de,evet olabilir.
Yani iyimser olmak için çok sebep var.Partizan'ın uzun forvet ve gardları,tıpkı bundan önceki maçlarda diğer Avrupa takımlarının oyuncuları gibi, Ömer Aşık korkusundan içeri dalış yapamıyorlarsa,Solomon'un Avrupa'nın en iyi guardı olduğunda bütün otoriteler hemfikir ise,Ömer Onan'ın açık sahada dalışlarını iki metrenin üzerindeki iki üç savunma oyuncusu faulle bile durduramıyorsa,vs.daha da sayabiliriz,bunlar Fener'in geleceği adına çok olumlu işaretler.Ayrıca Fenerde öyle bir uzun rotasyonu var ki,2010 yılıında Dünya şampiyonasında milli takımımızın sahadaki beşinde en az birinin bazen ikisinin de mutlaka bulunacağı beklentisi de Fener'in geleceğne ışık tutuyor. Bu 2.10' nun üzerindeki uzun ve genç yetenekler,yani Ömer Aşık,Oğuz Savaş ve Semih Erdem, hem milli takımımızın hem de Fenerbahçe'nin ilerideki başarılarına damga vuracak kapasiteye ve potansiyale sahip.Bunu da en üst seviyedeki maçlarda yani Eurolig maçlarında ispat ettiler.Bu tür üst seviyede ne kadar çok maç oynarlarsa o kadar kendilerini geliştirecekleri de apaçık ortada.
Önemli olan, olaylara olumlu pencereden ve optimist görüş açısıyla bakabilmek.Ha bir de şöyle düşünmeli takımlarımız."Bu kadar olumsuz şartlara,aldığımız kötü neticelere ve bazen oynadığımız kötü basketbola rağmen ilk hedefimize ulaştık.Bu bizi kamçılamalı.İdmanlarda daha çok çalışmalı,maçlarda daha fazla mücadele etmeliyiz.Bir period yapapildiğimiz sert ve saldırgan savunmayı bütün maça yayabilmeliyiz.Maçları son ana kadar bırakmamalıyız.Kazanmalı ve başarmalıyız.Bunu yapabilecek güce sahibiz ve başarabiliriz." İşte olumlu ve olumsuz bütün gelişmelerden bu tür sonuçlar çıkarmalı ve geleceğe iyimser ama gerçekçi,inançlı ve de kararlı bakmalıyız.Her hatadan ve yenilgiden bir ders çıkarmalı,ama aynı hataları bir daha tekrarlamamaya özen göstermeliyiz.
Gerçi yazının doğal akışından biraz aykırı olacak ama,maçları bir coach gözüyle seyredince,biraz da altayapılardaki eksikliğimizden olacak bir çok teknik ve taktik hatalar da gözümüze çarpıyor.
Bu hatalara somut olarak ilerdeki yazılarımızda girebilir ve yapıcı olarak eleştirilerimizi yapabiliriz.Sadece tek somut örnek vermek istiyorum.Partizan maçının sonlarında tecrübesiz yıldız adayımız Preldziç üst üste öyle hatalar yaptı ki belki de alınacak maç onun son dakikalardaki verimsizliğinden kaybedlildi.Halbuki bu maçta gününde olan ama oyundan alındıktan sonra uzun süre kenarda unutulan Mrsiç son 4-5 dakikada oyunda olsaydı hem skor üretirdi hem de o hataları yapmazdı.Burda da çok önemli bir ayrıntı yatıyor.Zor maçların son dakikalarında tecrübeli oyuncular sahada olmalı.
Dedik ya şimdi fazla eleştirilere girmeyeceğiz diye.Ancak ben genel olarak şu tespitlerde bulundum.
Bi defa basketbolda SPACİNG,CLEAR OUT,İZOLATİON gibi maçın kazanılıp kaybedilmesinde çok önemli olan terimler vardır.Spacing yani hücumda oyuncular arasındaki mesafelerin çok yakın olmaması,her pozisyonda topa göre topsuz oyuncuların en az dört-beş metre civarında aralıklarla durması;savunmanın yardımlaşmasını zorlaştırır.Clear out yani saha boşaltma terimi de buna paraleldir.Burda da bir hücum oyuncusu bire bir oynayacaksa ona yakın oyuncular onun penetre ve oyun alanını boşaltıp kat ederler ve savunmayı meşgul ederek yardımdan uzak tutmaya çalışırlar.Bu hem içerideki hem dışarıdaki oyuncular için geçerli bir zorunluluktur.İzolation da yine hücumda diğer iki terimle doğru orantılı olarakbir oyuncu için alan boşaltmasıdır.Ayrıca bir forvet veya köşeden ve de baseline tarafından potaya penetre yapılıyorsa öteki köşede mutlaka bir hücum oyuncusu bulunmalı,yoksa topu takip ederek oraya kat etmeli.Şimdi çok dikkat ettim.Partizanda oyuncular,altyapıdan bu alışkanlıkları o kadar güzel kazanmışlar ki spacing,clear out vs.birçok detayı otomatik olarak uyguluyorlardı.
Ben bizzat çalıştırdığım takımların bu detaylarla maç kaybettiğini yaşadım ve bu yazının ana fikri olarak sonraki idmanlarda bu konunun üzerinde özellikle durarak oyuncularıma karşılaşabilecekleri her pozisyonda spacing ve topsuz oyunda durmaları gereken yerleri düşünmelerini söyledim.
İzlediğim birçok büyük takımın maçında da bu detaylarla maçların kaybedildiğine şahit oldum.
Başarı detaylarda gizlidir.
Amacımız yapıcı olarak eleştiriler yapmak ve her zaman faydalı birşeyler üretebilmek.
Neticede,yazıyı bitirirken söyleyeceğim yine yazının ana fikri olacak.Bardağın yarısı dolu.Türk basketbolunun geleceğinden ben çok ümitliyim.Çünkü Türk insanı zor görünen birçok şeyi başarmıştır ve başaracaktır.
Ahmet Dedeoğlu
RİBAUND Programı Editörü
ahmet_dedeoglu57@hotmail.com
Zaten insan bir işi başarmak için elinden gelen herşeyi meşru zeminlerde yapıyorsa,ve o işin başarılı olması için gerekli bütün sebeplere yapışıyorsa,kaybetse de başarılıdır bence.Hani derler ya; mağlup bu yolda galip.
Kendi aktif hayatımızın dışında,ama bizi olumlu veya olumsuz etkileyen gelişmelere de aynı iyi niyet ve olumlu bakış açısıyla,o olayın direk içindeki kişi veya kurumlarla empati kurarak o olumsuz olayın geçmişten o ana kadar gelen somut verileri,ve sonra olabilecekleri de hesaba katarak sonuna kadar olumlu varsayımlar ve düşünce tarzıyla değerlendiriyorum.
Şimdi,bu hafta Euroligdeki iki takımımızdan Fenerbahçe Ülker kendi sahasında Partizan'a,Efes'de İspanyada Malaga'ya yenildiler.Bu iki takımımız ilk maçlarda rakiplerini yenmişlerdi.
Bu maça baktığımızda Fenerde bu maçta Avrupa ribaund kralı Mirsad ile White ve Semih sakatlık nedeniyle oynamadı.Bunlardan sadece Mirsad oynasaydı ve ribaundlara normal katkısını yapsaydı bile Fener bu maçı kazanırdı.Rakip çok uzundu.Bırakın içerideki iki devi,bazen iki metrenin üzerinde üç dış adamla oynadılar.Özellikle Tepic'i durdurmak ve onun uzun kolları ve vücuduyla yaptığı savunmayı geçmekte bizim kısa oyuncular zorlandılar.Şimdi White olsaydı bu match up/eşleşme problemi azalacak ve bu uzun takımın bir de baskılı oyunundan ve yıldırıcı savunmasından kaynaklanan yorgunluk faktörünü White ve Mirsad'ın rotasyona katkılarıyla azaltacaktık.Zaten maç sonunda Fener'i iyi tanıyan rakip coach'da galibiyetlerini özellikle Fenerde bu oyuncuların yokluğuna bağladı dürüstçe.
Fener bu dar rotasyon ve Kinsey'in uyum süreci,geleceğin yıldız adayı Preldziç'in daha çok toy ve tecrübesiz olması,kadroda bulunan ve milli takımın Avrupa şampiyonasındaki birinci guardı olan Hakan Demirel'in hiç oyuna girmemesi vs.olumsuz sebeplerle bu maçı kaybetti.
Ancak grupta beklenmedik bir gelişme oldu. Hiçbir iddiası kalmayan Roanne deplasmanda Roma'yı yendi ve Fener dördüncü olarak Top 16'ya kaldı ve üçüncü torbadan kuralara katılma hakkını elde etti.
Keza aynı senaryo Efes için de söz konusu.O da Malaga'ya yenildikten sonra Maccabi'nin Aris'i deplasmanda yenmesiyle grubunda dördüncü olarak Top 16'ya kaldı ve üçüncü torbaya hak kazandı.
Fener öyle veya böyle ilk hedefine ulaştı.Şer'den hayır doğar diye bir söz vardır.Şimdi takımda yaşanan olumsuzlukların nasıl olumlu neticeler doğurduğuna da bir göz atalım.
Sezon içinde Semih sakatlandı.Onun yerine Alpellada kiralık oynayan Ömer Aşık mecburen kadroya dahil edildi.Kötü mü oldu?Hayır.Ömer Aşık'ı bütün Avrupa tanıdı.Nerden çıktı bu adam dediler.Bir yıldız gibi parladı.
Mirsad sakatlandı.Onun pozisyonunda yani 4 numarada nerdeyse kenarda paslanan Rasim Başak süre almaya başladı.Aldığı süreler o iyi oynadıkça arttı.Artık Mirsad'da dönünce rotasyonda rahatlıkla oyuna her an katkı yapabilecek duruma geldi.Bu Mirsad'ı da kamçılayacaktır.Bir takımda her zaman tatlı rekabet olmalı.
Hatta geçen seneye döndüğümüzde ; Kambala sakatlanınca daha önce hiç süre alamayan veya çok az alan Oğuz Savaş ve Semih Erden daha çok süre almaya ve oynadıkça da açılmaya başlamışlardı.İşte bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz tezimizin doğruluğu adına.
Biz tekrar iyimser bakış açısıyla takımlarımızın durumlarına bakalım.
Şimdi bu iki takımımız geçen sene Top 16'ya kalmışlarmıydı?Hayır.İçerde veya deplasmanda bu kadar çok galibiyet almışlarmıydı?Hayır.Şanssızlık,sakatlık ve küçük detaylarla kaybettikleri ve aslında ortaya koydukları güzel basketbol ile kazanabilecekleri birkaç maçı kazansalardı,özellikle Efes'in gruplarını daha üst sıralarda ve hatta Efes'in birinci bitirme olaslığı varmıydı?Evet.
Peki gelecek için ümit verdiler mi?Özellikle Fener için kesinlikle evet.
Başta grup lideri Rytas'ı yendiği iki maç olmak üzere,bazı maçlarını hatırlarsak,ve de kazandığı veya kaybettiği bazı maçların bazı periodlarındaki müthiş mücadelelerini ve oynadıkları doğru basketbolu göz önüne alırsak, bu sorunun cevabı,Efes için de,evet olabilir.
Yani iyimser olmak için çok sebep var.Partizan'ın uzun forvet ve gardları,tıpkı bundan önceki maçlarda diğer Avrupa takımlarının oyuncuları gibi, Ömer Aşık korkusundan içeri dalış yapamıyorlarsa,Solomon'un Avrupa'nın en iyi guardı olduğunda bütün otoriteler hemfikir ise,Ömer Onan'ın açık sahada dalışlarını iki metrenin üzerindeki iki üç savunma oyuncusu faulle bile durduramıyorsa,vs.daha da sayabiliriz,bunlar Fener'in geleceği adına çok olumlu işaretler.Ayrıca Fenerde öyle bir uzun rotasyonu var ki,2010 yılıında Dünya şampiyonasında milli takımımızın sahadaki beşinde en az birinin bazen ikisinin de mutlaka bulunacağı beklentisi de Fener'in geleceğne ışık tutuyor. Bu 2.10' nun üzerindeki uzun ve genç yetenekler,yani Ömer Aşık,Oğuz Savaş ve Semih Erdem, hem milli takımımızın hem de Fenerbahçe'nin ilerideki başarılarına damga vuracak kapasiteye ve potansiyale sahip.Bunu da en üst seviyedeki maçlarda yani Eurolig maçlarında ispat ettiler.Bu tür üst seviyede ne kadar çok maç oynarlarsa o kadar kendilerini geliştirecekleri de apaçık ortada.
Önemli olan, olaylara olumlu pencereden ve optimist görüş açısıyla bakabilmek.Ha bir de şöyle düşünmeli takımlarımız."Bu kadar olumsuz şartlara,aldığımız kötü neticelere ve bazen oynadığımız kötü basketbola rağmen ilk hedefimize ulaştık.Bu bizi kamçılamalı.İdmanlarda daha çok çalışmalı,maçlarda daha fazla mücadele etmeliyiz.Bir period yapapildiğimiz sert ve saldırgan savunmayı bütün maça yayabilmeliyiz.Maçları son ana kadar bırakmamalıyız.Kazanmalı ve başarmalıyız.Bunu yapabilecek güce sahibiz ve başarabiliriz." İşte olumlu ve olumsuz bütün gelişmelerden bu tür sonuçlar çıkarmalı ve geleceğe iyimser ama gerçekçi,inançlı ve de kararlı bakmalıyız.Her hatadan ve yenilgiden bir ders çıkarmalı,ama aynı hataları bir daha tekrarlamamaya özen göstermeliyiz.
Gerçi yazının doğal akışından biraz aykırı olacak ama,maçları bir coach gözüyle seyredince,biraz da altayapılardaki eksikliğimizden olacak bir çok teknik ve taktik hatalar da gözümüze çarpıyor.
Bu hatalara somut olarak ilerdeki yazılarımızda girebilir ve yapıcı olarak eleştirilerimizi yapabiliriz.Sadece tek somut örnek vermek istiyorum.Partizan maçının sonlarında tecrübesiz yıldız adayımız Preldziç üst üste öyle hatalar yaptı ki belki de alınacak maç onun son dakikalardaki verimsizliğinden kaybedlildi.Halbuki bu maçta gününde olan ama oyundan alındıktan sonra uzun süre kenarda unutulan Mrsiç son 4-5 dakikada oyunda olsaydı hem skor üretirdi hem de o hataları yapmazdı.Burda da çok önemli bir ayrıntı yatıyor.Zor maçların son dakikalarında tecrübeli oyuncular sahada olmalı.
Dedik ya şimdi fazla eleştirilere girmeyeceğiz diye.Ancak ben genel olarak şu tespitlerde bulundum.
Bi defa basketbolda SPACİNG,CLEAR OUT,İZOLATİON gibi maçın kazanılıp kaybedilmesinde çok önemli olan terimler vardır.Spacing yani hücumda oyuncular arasındaki mesafelerin çok yakın olmaması,her pozisyonda topa göre topsuz oyuncuların en az dört-beş metre civarında aralıklarla durması;savunmanın yardımlaşmasını zorlaştırır.Clear out yani saha boşaltma terimi de buna paraleldir.Burda da bir hücum oyuncusu bire bir oynayacaksa ona yakın oyuncular onun penetre ve oyun alanını boşaltıp kat ederler ve savunmayı meşgul ederek yardımdan uzak tutmaya çalışırlar.Bu hem içerideki hem dışarıdaki oyuncular için geçerli bir zorunluluktur.İzolation da yine hücumda diğer iki terimle doğru orantılı olarakbir oyuncu için alan boşaltmasıdır.Ayrıca bir forvet veya köşeden ve de baseline tarafından potaya penetre yapılıyorsa öteki köşede mutlaka bir hücum oyuncusu bulunmalı,yoksa topu takip ederek oraya kat etmeli.Şimdi çok dikkat ettim.Partizanda oyuncular,altyapıdan bu alışkanlıkları o kadar güzel kazanmışlar ki spacing,clear out vs.birçok detayı otomatik olarak uyguluyorlardı.
Ben bizzat çalıştırdığım takımların bu detaylarla maç kaybettiğini yaşadım ve bu yazının ana fikri olarak sonraki idmanlarda bu konunun üzerinde özellikle durarak oyuncularıma karşılaşabilecekleri her pozisyonda spacing ve topsuz oyunda durmaları gereken yerleri düşünmelerini söyledim.
İzlediğim birçok büyük takımın maçında da bu detaylarla maçların kaybedildiğine şahit oldum.
Başarı detaylarda gizlidir.
Amacımız yapıcı olarak eleştiriler yapmak ve her zaman faydalı birşeyler üretebilmek.
Neticede,yazıyı bitirirken söyleyeceğim yine yazının ana fikri olacak.Bardağın yarısı dolu.Türk basketbolunun geleceğinden ben çok ümitliyim.Çünkü Türk insanı zor görünen birçok şeyi başarmıştır ve başaracaktır.
Ahmet Dedeoğlu
RİBAUND Programı Editörü
ahmet_dedeoglu57@hotmail.com