PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Beş ders


Ahmet Dedeoğlu
04-09-2008, 03:23 PM
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi ögrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi :
'Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadın, yerleri silerken, hemen hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı, 50' yaş civarında biriydi. Ama adını nerden bilecektim ki?! Son soruyu cevapsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuclarına
dahil olup olmadığını sordu.
'Tabii, dahil' dedi, hocamız...
'İş hayatınız boyunca çeşitli insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı olacak ama hepsi de sizin alakanızı ve dikkatinizi hak edeçekler. Çünkü onlar da sizin gibi insan.
Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da tabii...

İkinci Ders :
Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. Geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir
zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, gelen bu hediyede...
'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi.
Allah bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi sağlıklı ve mutlu eylesin...
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.'

Üçüncü Ders :
Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...
10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
'Çikolatalı pasta kaç para ?'
'50 Cent.'
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
'35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki...
Çocuk parasını bir daha saydı ve
'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. [/font]

Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti.
Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
15 Cent'lik bahşiş duruyordu..

Dördüncü Ders :
Yolumuzdaki Engeller...
Eski zamanlarda bir sultan, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuş. "Bakalım neler olacak?..." diye gözetlemeye başlamış...

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelmiş, kayanın etrafından dolaşıp bir şey yapmadan saraya girmişler. Pek çoğu bu tutumundan dolayı sultanı da yüksek sesle eleştirmişler."Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyor..." vs. demişler.
Bu arada bir köylü aynı yoldan saraya meyve ve sebze getiriyordu. Taşı görünce yolun ortasında, sırtındaki küfeyi yere indirdi. İki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Aldı açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...
'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye hediyemizdir.' diyordu sultan.

Köylü, bü gün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders vermişti insanlara. Mükafatını da fazlasıyla almıştı.
'Belkide her engel, hayatınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'

Beşinci Ders :
Mühim olan vermektir.. Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek hayat şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan kılpayı kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu.

Doktor durumu beş yaşındaki çocuğa anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi.
Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyor,
gülümsemesi de gittikçe yok oluyordu. Bir yolunu bulup titreyen bir sesle doktora sordu :
'Hemen mi öleceğim ?'

ersan ilyasova
04-09-2008, 08:14 PM
Çok güzel bir yazı olmuş hocam.Bunlar hayatın gerçekleri ve biz bunlar karşısında ilgisiz kalıyoruz.