PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sporda analiz!


Ahmet Dedeoğlu
05-06-2008, 01:24 AM
[Only Registered Users Can See Links]
Sporda Analiz
Yrd.D.Dr. Ertan Kılcıgilİş İşten Geçmeden

Kişilik bir ‘kültür’dür dediğimiz zaman, birçok kavramın ve olgunun iç içe geçtiği çok kapalı bir tanım yapmış oluruz. Oysa kültür değişkendir. Kültürün bir birikim ve eğitim süreci olduğu da bir gerçektir. Bu eğitim ve etkilenme farklı ülke kültürlerinin farklı bir ulusal kimlik yaratmalarına neden olmaktadır. Ulusal kimliğin, ulusal kültür ve ulusal kişilik ile anlamlandırıldığı bir sosyal yapının varoluş nedenini açıklamak ise oldukça karmaşık bir olgudur. Çünkü kültür sadece yazılı kültür anlamında ele alınamaz. Sözlü kültür içinde yaşayan toplum üyeleri de vardır.

Örneğin neden bizim toplumumuzda orijinal arabaların logo markalarını söküp de özlediği veya hayâl ettiği bir logo markayı arabasına yapıştırmak vardır? Doğan görünümlü Şahin’e neden gereksinim duyulur? Bu hangi kültürün bir simgesidir? Yazılı kültürde böyle bir şey var mıdır? Bu soruların tek bir yanıtı vardır: ulusal kültür. Ama yeterli bir açıklama değildir. Çünkü ulusal kültürün içinde böyle davranmayan büyük bir çoğunluk da vardır.

Kültürel yapının spor üzerine etkisi daha ziyade iki yapısal özellikten kaynaklanır. Bunlardan birisi, değer yargıları, gelenek ve görenekler; diğeri de kültür değişmeleridir. Evrensel dil’in dışında, o ülkeye özgü kullanılan ulusal simgelerden söz edebiliriz. Örneğin futbolun evrensel bir içeriği olmasına rağmen, ülkemiz için evrensel dil’den uzaklaşan ve ulusal kimlik kullanan bir simge dili vardır. Seyircilerimiz, sporcularımız, yazarlarımız, hakemlerimiz ve spor yöneticilerimiz; evrensel dil’den uzak, ulusal bir dil kullanmaktadırlar. Yazılı kültür sahibi bireyler, sözlü kültür sahibi bireylerin davranış eylemlerini artık kabullenmektedirler. Bu kabulleniş tarzı, düşünce ve davranışta eylem birliğinde değil, onların eylemlerinin bu kültür içinde olağan kabul edilmesi şeklindedir.

Farklı birey ve kültürdeki soyut kavramlardan biri, bireylerin çalışmak ve başarmaktan ne anladıklarıdır. Başarıdaki hedef nedir, neyin başarılması başarıdır, hangi davranış veya eylem türü başarıdır veya başarılmak istenen şey nedir sorularının farklı yanıtları; bireyler arasındaki farklılığın en belirgin özelliğidir.

Futbol bir ‘kült’, kültür biçiminin karakteristiği olma yolundadır. Politik ve ticari kaygılar ‘rekabet’i etkilemekte, ‘stad tanrıları’ medyanın da katkısıyla modern çağın idollerine dönüşmektedirler. Uluslararası arenada futbolun artık bir kültür ögesi olarak algılanmaya başlanması, kendi bağımsız kültürünü geliştirmeye başlamasındandır. Bir futbol maçında taraftarı olunan takımın yenilgisini kabullenme yetisi, bireylerin spor kültürünün olup olmamasına bağlıdır.

Futbolun kurumsal ilişkiler içinde olduğu nice yönetici ve medya üyesi, statüsünün gereği gibi değil de, takımının fedailiğini yaparcasına konuşmaktadırlar. Etkilenmesi çok kolay olan taraftarların, takımlarına aidiyet duygusundan hareketle, yöneticilerinin ve taraftar medya üyelerinin her sözüne inanmak gibi bir görevi vardır. Bu sözlerin doğruluğunu araştırmak veya yanlışlamak şansı hiçbir zaman yoktur. Yönlendirendeki spor kültür eksikliğini ise taraftar zaten fark edememektedir.

Futbol kültürü doğal olarak gelişirken, genel kültür’den ayrı düşünülemez. Bireyin sahip olduğu genel kültürün bir yansımasıdır. Bireyin kendi ufkunun ötesinde erişilmez gibi görünen bu genel kültüre ulaşmak bazen çok zordur. Yönlendirendeki etki nedeniyle asıl kültürden sapıp da ideali veya genel doğruyu bulabilmek, analitik bir düşünceye sahip bireylerin yapabilecekleri zor bir iştir. ‘Ölmeye ölmeye ölmeye geldik’ özdüşüncesini tirübünlerde kendi oluşturdukları notalarla söyleyen taraftarın, bu eylemini anlamak hiç de zor değildir. Sürekli gelişmekte olan kültürün bir eğitim işi olduğu kavrandığında, sürekli gerileyen veya ilerleyemeyen bir alt kültür grubu oluşturmak için yapıntı kültür oluşturmaktaki ısrarlı davranışları sergileyen futbol yöneticilerinin ve medyasının olduğunu da yadsımamak gerekmektedir. Ülkemizdeki futbol yöneticisinin görevi; bilinçli futbol kitlesi oluşturmak değil, ‘umut dağıtmak’tır. Futbol medyasının görevi ise çok izlenip izlenmeme kaygısı ve tiraj’dır.

Sosyal gerçekliğin yapıları ile kültürel olarak belirlenen davranış yapılarının denkliğini temin eden düzeneğe kültürel kod denir. Kod, her şeyden önce bir zıtlıklar sistemidir. Gerçekte bu sistemde zıt olan şey, faillerin davranışı ile bu davranışın sağladığı sosyal oluşumu birbirine bağlayan işaretlerdir. Yani ‘futbol dostluktur’ de, ama arkasından da ‘ya istiklal ya ölüm maçı’ demekten geri kalma (!..).

İşadamı, entellektüeli, bakanı, eli cebinde işsiz gezen sokak çocukları, gençleri, aydını ve aydınsızı ile her kesimin farklı bir renk cümbüşü çizdiği toplumumuzun futboldan anlayanları, belirli bir ortak kültürel kod’da futbol kültürünü oluşturmaktadırlar. Spor denilince de futbol’un anlaşıldığını artık ne yazmaya ne de söylemeye gerek vardır. Türkiye’de spor, futbol’dur. Herkesin birer teknik direktör ve hakem olduğu bugünkü düzende, takımının başarısını ‘benim bıyığım şaha kalkmış yürüyor, seninkisi ise baksana pısmış’ usluplu benzetmeyle anlatan televizyon yorumcuları ve taraftar yazarlar, farklı tonlamalara örnekler oluşturmaktadırlar.

Akan bir trafikte kırmızı ışık yandığı zaman durulur. Sarı ışık, biraz sonra yeşilin yanacağını gösterir ve ışık takip edilir, trafik tekrar akmaya başlar. Eğer sarı ışık yanar yanmaz arabanın kornasına basılırsa, sanki öndeki arabanın bu trafiğe çıkarken orada durmaya hevesli olduğu anlaşılmış mı demektir? Bugünkü alt genel kültüre ait bireylerde görülen bu davranış şekli, biraz sonra taraftarı olduğu bir takımın maçı için tirübünde yerini aldığı zaman aynen devam eder. Tıpkı akan bir trafikte seyir halindeki arabalardaki gibi futbol maçında da, hakem çalmadan kendisi tirübünde düdük çalınmasını ister (sarı ışık yanar yanmaz korna çalmak, kendince sözde faulse düdük çalınmasını istemek aynı şeydir). Hatta bazen çalar da. Burada hakemin düdüğü arabanın kornasıdır. O kornanın çalınması istenir. Ama ondan da önce yönetici ve taraftar medya ister bunu. Korna nasıl çalınırsa, düdük de öyle çalınmalıdır. Hakem düdük çalmadığı zaman mı, yoksa kültürden yoksun olduğumuz zaman mı, bilin ki iş işten çoktan geçmiştir.

Kaynak : [Only Registered Users Can See Links]